ÇOK YAŞA MUTLAK BARIŞ
Köşe Yazısı

ÇOK YAŞA MUTLAK BARIŞ

RUHİ ÇİLEK
RUHİ ÇİLEK
15 Mar 2026 8 dk okuma 259

Başta; hedef kaynakların beleşe ele geçirilmesi, muktedirlere endüstriyel manada yeni pazarlar açılması ya da elde edilebilmesi, ucuz iş gücü temini olmak üzere daha birçok haksız ve ahlaksız neden ile yine başta ABD ve avenelerinin yarattığı savaşların ve sonuç itibari ile de insan kıyımının unutulmaması için dünyanın tüm kıtalarından çocukların bağışladıkları bozuk paralarla Japonya Devleti tarafından ürettirilen ve her yıl Eylül ayında ABD’nin adeta bir kurumu haline gelmiş Birleşmiş Milletle

Dünya kaynaklarının sömürülmesini amaçlayan başta ABD ve AB tarafından üretilen ve yürütülen politikaların acımasızlığı ve kaynak daralmasına paralel acımasızlığın daha da artmasına tepki olarak sömürüye ve baskıya direnen unsurların artmasının yarattığı ortamlarda savaş, katliam ve soykırımlar ne yazık ki yaşanmaktadır. Emperyalizmin ve yeni sömürgeciliğin yarattığı bu talan ortamının varlığı göz ardı edilerek, talep edilen barış ve demokrasinin de anlamı kalmamaktadır, anlaşılamamaktadır. Uyuşmazlıklara, sömürüye karşı duruşlara, emperyalizmin kendi ekonomik gerçeklerinden ötürü adaletli olması ya da en azından hoşgörülü olması, anlaşmazlıklara barışçıl ve adil çözümler araması gibi bir şık hiç olamamaktadır ve de bu düzen sürdüğü sürece de olamayacaktır. Emperyalizm ve jandarması ABD’nin başta olmak üzere tüm uluslararası ve ulusal ortakları, uyuşmazlıklara, anlaşmazlıklara, adaletli ve barışçı çözüm taleplerine karşı, tüm dünyada silahlı güce dayalı baskı, şiddet, savaş ve yok etme yöntemlerine, sömürünün devam edebilmesi adına devam edecektir. Salt bu yüzden; barış, demokrasi, eşit ve adil paylaşım, sömürüye karşı durma, insan hakları söylemi; Emperyalizm ve jandarması ABD’nin başta olmak üzere tüm uluslararası ve ulusal ortakları tarafından hoş görülmeyecek ve yok edilecektir.

Ekonominin askerileştirilmesinin hızla tırmandığı dünyada, başta Ortadoğu, Asya, Afrika ve Güney Amerika olmak üzere önemli bir bölümünde ve hem de ülkemizde çeşitli biçimleri ile savaş ve çatışmalar ne yazık ki devam etmektedir. Savaşa, şiddete ve silahlı güce dayalı bu vahşi politikalara itiraz ederek, Dünya Halkları için Barış ve demokrasi, insan hakları talep ve söylemi ise, ne yazık ki bu toz duman savaş çığırtkanlığı içinde muktedirler tarafından sürekli en sert şekilde bastırılmaya devam edilmektedir. Savaşların ve sömürünün faturası dünyanın yoksul halklarına kesilirken, her yıl yüzbinlerce ölüm yaşanırken, yüzbinlerce insan sakat kalırken, milyonlarca insan yerini, yurdunu, köyünü terk ederek mülteci konumuna düşerken, Kadın ve çocuklar tecavüze uğrarken, açlıkla mücadeleden ötürü yüzbinlerce insan ölürken; başta ABD olmak üzere emperyalistler konforlarını arttırmakta ve yerel ortakları arasından her yıl onlarca dolar milyarderleri mevcutlarına ilave olmaktadır. Savaşa yapılan yatırımlara bakarak, dünyamızın barıştan ne kadar uzak olduğunu söylemek çok kolaydır, bu anlamda başta ABD’nin askeri üretimlerine ve bu üretimlerin alıcılarına bakarak dehşeti görmek mümkündür. Dünya ülkelerinin toplam savaş giderleri, askeri harcamalar bazında yaklaşık 2 trilyon dolar olarak açıklanmakta olup, bunun 600 milyar doları savaş makinesi ABD’ye ait olsun, hadi gelin bu ortamda barıştan bahsedin de göreyim sizi. ABD eğitimine 65 milyar dolar, sosyal güvenliğine 10 milyar dolar tahsis ederken, jandarmalık görevi için bu rakamın yaklaşık 10 katını harcıyor da, Rusya, Çin ve Hindistan onlardan aşağı kalıyor mu, kocaman bir hayır.

Bugünlerde; içi ve anlamı boşaltılarak, hani yurtta sürekli iç düşman yaratma fobisinden ötürü asla tesis edilemedi, ama cihanda bugüne kadar lafta da olsa sahiplenilen tarafını; “suya sabuna karışmama” denilerek önemli ölçüde değer kaybına neden olundu ya, işte bu kelamın gereği olmak üzere “yurtta sulh, cihanda sulh” politikasının gerçek anlamı ile şiar edinilmesinin, etkin kılınmasının önündeki tüm engellerin kaldırılması için ne gerekiyorsa tüm samimiyetle yapılması gerekmektedir. Denilebilir ki Atatürk bu lafı bu manada, şu manada söyledi, yahu bi durun Allahaşkına, de ki sizin dediğiniz gibi, de haydi siz barışı mutlak kılın… Ama eleştirideki maksat savaşı savunabilmenin ahlaksız vasatını oluşturmak olunca, her türlü bükülebiliyor kelamlar. Evet, bugünün anlamına uygun düşmesi adına; dünyanın her neresinde olursa olsun, yürütülen savaş, baskı ve saldırıları insanların şiddetle kınamaları gerekmektedir ki, aymaz muktedirler yavaş yavaş kendilerine ve politikalarına çeki düzen versinler. Başta, ABD’nin Irak’ta, Libya’da yürüttüğü işgal ve savaşlar olmak üzere, tüm dünyadaki saldırı ve savaşların bir an önce durdurulmasını, ama demeden, şu tarafı da gözden kaçırılmamalıdır demeden, kayıtsız şartsız talep etmelidir insanlar, yoksa savaşla eşanlamlı hale gelmiş eşbaşkanlıklarıyla gurur duyanları destekleyerek barıştan yanayım denilmesine kargaların bile gülmesi kaçınılmazdır. Tarih boyunca savaş çözüm olarak en son sırada yer alırken, 21. yüz yılda, aferist (işbirlikçi), oportinist (fırsatçı), egoist (bencil), popülist (kendi çıkarları için halktan yana görünen) siyasetçilerin yönetime gelmesi ile savaş ilk seçenek olmuştur. Dünya artık, bilge adamların çözümlerini değil, ayakkabısının arkasına basan mahalle kabadayılarının yumruklarının hüküm sürdüğü, korkunun egemen olduğu bir gezegene dönüşmüştür.

Evet, içinde bulunduğumuz zaman itibari ile “inanılmaz şekilde barış ihtiyacı” bulunmaktadır. Peki, barışa bu kadar ihtiyaç var iken neden bu kadar savaşsever ekipler tarafından yönetilir dünya, inanılır gibi değil… Hem de savaş kadar büyük yatırımlara, büyük kıyımlara, büyük yıkımlara hülasa her şeyin kaybedilmesi uğruna savaş tercih edilir, son derece kolay ve ucuz erişilebilen “barış” söz konusu iken… Savaş kutsayıcılardan, kin ve nefret üretenlerden, kendi ve benzerlerinden ziyade kim varsa beğenmeyen, eleştiren, dışlayan ve ötekileştiren muhteremlerden behemehâl kurtarılmalıdır Dünya… “Barış zamanında savaşa hazır olunmalıdır” umdesini öne süren zavallılar kendi çocuklarının ve torunlarının geleceğini karartmaktadır ama maalesef ki farkında değillerdir.

İnönü’nün güzel bir anısı ile bitirelim. Hani meşhurdur anlatılır ya, kendisine sitemde bulunan çocuğun savaş döneminde kendilerini aç bıraktığını söylediğinde “evet haklısın ama babasız bırakmadım” cevabı önemsenmelidir. İnönü ve küçük çocuk böyle bir diyalog kurmuşlar mıdır? Bu birilerinin uydurması mıdır? Bilemem lakin çok güzel ve anlamlı bulduğum bir diyalogdur.

RUHİ ÇİLEK'ın Diğer Yazıları

İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI

İnebolu seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey, ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur mu?" derdim. Meğerse varmış, hem de nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe bazı dostlarım, kızıyorlar…

25 Oct 2026 232

SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU

İnebolu’nun “süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu kolayca anlıyoruz.

20 Oct 2026 400

OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

Sınıf arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik.

11 Oct 2026 455

DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE

Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu yansıtması” diyelim…

04 Oct 2026 354

DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ

Ziyadesiyle gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Orhan Boran’ın “evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…

27 Sep 2026 484

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...