BİZ FUTBOLU SOKAKTA ÇOK SEVDİK
Köşe Yazısı

BİZ FUTBOLU SOKAKTA ÇOK SEVDİK

RUHİ ÇİLEK
RUHİ ÇİLEK
08 Jun 2025 5 dk okuma 232

Çocukluğumuz futbolu sokakta oynayarak, izleyerek, üstüne muhabbet ederek, zaman zaman da kavga niza ederek lakin çok severek geçti dersem isabetli bir yaklaşım göstermiş olurum. Esasen bizimki biraz farklı bir sokaktı, sokaktan uzak, o dönemdeki Çeşme Kalesinin denize bakan 2 kulesinin arasında kalan yaz ayları hariç daima yemyeşil çimenden oluşan alan ile eski Hükümet Binası arkasındaki bizim Ali Sami Yen diye adlandırdığımız alan ki buralar beynelmilel “sahalardı?? bize göre… Bir de tam manas

Hemen her çocuğun hatıralarını süsleyen, sokakta oynanan futbol oyunlarından bir bölüm mutlaka vardır. Hani, futbol zamanı gelmişse, çocuklar bir araya gelir, behemehâl ittifakla kabul gördüğü üzere 2 iyi top oynayan çocuk karşı takımların tabii kaptanları olarak, atılan adımlarla tayin edilen seçme hakkına binaen sırayla birer birer olmak kaydı ile son çocuğa kadar oyuncu seçimi yapılırdı… Bu seçimlerde aslolan kimsenin açıkta kalmamasıdır, bu manada da inanılmaz hakkaniyet ve sosyallik içerirdi. Takımların teşkilini binaen kaleler yine adımlanarak hayali kalelerin tayini küçük taşlarla röperlenerek yapılır, kaleciler ise genellikle de görece şişman çocukların arasından seçilirdi. Devamlı kaleci olmayı kabul eden birileri de yoksa kaleciler, oyun süresine bağlı olmak üzere kâh zamana bağlı, kâh gol sayısına bağlı sürelerde tüm oyuncular tarafından dönüşümlü ve sırayla olarak seçilirdi. Gollerin geçerli olması için de, topun tayin edilen taş aralığından geçmesi şart iken belden yukarıdan gitmesi halinde geçerli olmayacağı da mezkûr kaidelerin başında gelirdi.  Enteresan ve kendine has kaide ve usulleri olan bir oyun oynanır, oynanan oyunun süresi ise bazen hava kararmasına, bazen ezan okunmasına, bazen de ana baba tarafından çağrılmaların başlamasına bağlı olur lakin galibi tayin etmek için de birbirine yakın gol atılması söz konusu ise gol atan galip denir ve maçlar bu enteresan biçimde nihayetlenirdi. Sokak futbolunun beynelmilel kaidelerinden birisi de 3 korner 1 penaltı kaidesidir, penaltı atışları minyatür kalelere yapılıyorsa da mutlaka boş kaleye sırt dönülmek suretiyle topukla vuruş gerçekleştirilirdi. Penaltılar görece büyük kalelere ve kalecilere karşı atılıyor ve penaltı atışları sebebiyle de kaleci değiştiriliyorsa yine sokak futbolu beynelmilel kaideleri gereği 2 penaltı atışı yapılır lakin birincisi gol olursa da ikincisi atılmazdı… Bazen penaltı atanların çok güçlü vuruşları varsa, diğer oyunculardan, kalecinin gönlünü almak üzere de “merak etme aslanım, abanmayacak, teknik vuracak, acıtmayacak” gibi kâh alaycı, kâh teskin edici yaklaşımlar da olurdu. Maçlarda genellikle hakem olmaz faul ve penaltı kararları oyuncular tarafından belirlenir velev ki çok iddialı bir durum söz konusu oldu tartışmaya hatta nizaya müzahir bir durum haline geldi yoldan geçen birine ya da var ise seyreden birine yetki kullanma hakkı verilirdi. Bir de hatırladığım “pis burun vurma” ve “abanmak” diye tarifler vardı ve bunları yaptığına karar verilenlerin aleyhlerine serbest atış kullanılırdı. Bu konuda artık oyuncuları mı korumak yoksa topu mu korumak ön planda olurdu hatırlamıyorum… En önemli araç top olunca ve topun öyle maddi açıdan kolayca alınabilir bir şey olmadığı yanında imkân var ise de ulaşılması ya da bulunulması da bir başka sıkıntı noktasıydı.  Bu sebeple top sahibi olmak bir ayrıcalık gerekçesi olarak, top sahibinin takım teşkili ve oyun alanının ve dahi kendi oynayacağı mevkiinin tayinine hakkı doğduğu ittifakla kabul edilmiş görünürdü. 

Bir de “topu kaçıran, topu getirir kuralı” vardır ki velev ki maç etrafı duvarlarla çevrili bir yerde oynanmıyorsa, bazen top birinin güçlü vuruşuyla başka taraflara gitti hemen topu getirme konusunda tartışma başlar, “aslanım, sen abandın, top kaçtı” iddiası ile suçlu tayini gerçekleşirdi. Kaleciler degaj ile gol atamazdı, oyuncular kaleci dâhil herkesi çalımlamış ise de o da ayakla gol atamazdı, mutlaka yere yatıp kafa ile ya da popo ile gol atılabilirdi…

Nadiren gerçekleşen kavga gürültüler kalıcı sürtüşmeler ve hasımlıklar da oluştururdu, o kadar ki bir vade bu kavgalar başka başka alanlarda da tezahür ederdi, şüphesiz büyüklerin araya girmesi ya da başka sebeplerle milli beraberlik ve bütünlük bir şekilde yeniden tesis edilirdi… Bizim maçlarda her daim centilmenlik kazansın diye niyet edilirse de bazen bir şekilde bir yol bulunur taşlar, soplar, yumruklar havada uçuşur, niyetler gerçekleşmezdi.   

RUHİ ÇİLEK'ın Diğer Yazıları

İNEBOLU TİCARET ve SANAYİ ODASI, TÜRK OCAĞI

İnebolu seyahatimiz benim için inanılmaz öğretici oldu, mesela İnebolu’da “Ticaret ve Sanayi Odası” olur mu diye sorsalardı, çokbilmişliğimle hemen olur mu öyle şey, ilçelerde “Esnaf ve Sanatkârlar Odası olur mu?" derdim. Meğerse varmış, hem de nerelerde, nerelerde… Öğrenmenin sınırı yok şüphesiz… Ben “eksiğim çok” dedikçe bazı dostlarım, kızıyorlar…

25 Oct 2026 246

SÜZGEÇ İSKELESİ ve İSTİKLAL YOLU

İnebolu’nun “süzgeç iskelesi” ya da “süzgeçli kapı” adı ile anılmış olduğunu ilk defa Vâlâ Nureddin’in (Vâ-Nu) “Bu Dünyadan Nazım Geçti” adlı kitabında görmüştüm. Milli mücadele senelerinde Ankara Hükümetinin İnebolu geçiş noktası için, Anadolu’ya girişte tatbik edilen çok sıkı kontrol noktası manasında kullanılmış olduğunu kolayca anlıyoruz.

20 Oct 2026 400

OĞUZ ATAY ÖYKÜ ÖDÜLLERİ VE İNEBOLU KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ

Sınıf arkadaşları toplantısı için bu kez İnebolu’da idik, arkadaşımız Ahmet Çeçen’in mükemmel organizasyonu ile merkez başta olmak üzere çevre köyler ve ilçeler ile ziyadesiyle ün yapmış Valla ve Horma Kanyonlarını gezdik.

11 Oct 2026 455

DÜNYA KAZAN BEN KEPÇE ÜZERİNE

Büyük Usta Aziz Nesin’in çok kitabını okumuştum lakin ilk defa “gezi yazıları” kapsamında “Irak ve Mısır” adlı kitabını okudum. İlk izlenimim, diğer tüm eserlerinde olduğu üzere, burada da öğreticiliğine, belgeleyiciliğine, ve ufuk açıcılığına hiç ara vermiyor. Hani benim haddime değil bu mevzuda derinlemesine ahkâm kesmek lakin “bir eksiğini daha gidermişin birisinin duygu yansıtması” diyelim…

04 Oct 2026 354

DÜNYA KUPASINDAN GERİ DÖNÜŞ

Ziyadesiyle gecikmeli bir yazı, belki güncelliğini de çok yitirdi lakin ancak sıra geldi diyelim, hem fena mı oldu tekrar hatırladık mezkûr süreci. Gidişimiz gibi dönüşümüzde “enler” ile oldu, öyle diyor kerameti kendinden menkul zevat, gidiş muhteşemmiş geliş büyük hüsranmış vs vs… Bir zamanlar Orhan Boran’ın “evet-hayır oyunu” için bir daveti vardı, “mehter marşı ile geliyorsunuz, İzmir marşı ile gidiyorsunuz” diyordu ya… Durum tam da o…

27 Sep 2026 484

Yorumlar (0)

Yorumlar yükleniyor...