Telefon
WhatsApp
SOKAKLARA YEMEK ARTIĞI DÖKMEYİN

Ne olmalı?

Hayatımızdaki insanlar bize mutluluk getirmeli, yük değil.

Kendimizi mutsuz eden ilişkilerden vazgeçmek, kendimize verdiğimiz en büyük hediyedir, aslında.

Günün daveti şöyle:

“İnsanlarımızı Diayebet Farkındalığı oluşturmak, sporun diyabet hastalığı üzerindeki olumlu etkilerini vurgulamak amacıyla ‘Hareket Et Diyabeti Önle’ temalı Marka Hizmetimize davet ediyoruz.

Bu kapsamda 23 Kasım Pazar günü Kalamış Atatürk Parkında 11.00 - 15.00 saatleri arasında bir dizi etkinlik planlanlıyoruz.”

Umarım davete katılanların sayısı oldukça fazla olur…

Valilik mi, belediye başkanlıkları mı, bazı dernekler mi tam bilmiyorum, Onur          Özdemir elilene kalemi almış, Emine Elat bana yönlendirmiş;

“Valiliği’nin ‘sokak hayvanlarını beslemek yasaktır, aksi halde idari para cezası uygulanır’ mealindeki açıklamasına ufak bir eleştiri:

Birileri açlıktan kemik yığınlarına dönmüş köpekleri, kedileri beslemeye kalkınca birdenbire ‘kamu düzenini’ hatırlayıveriyorsunuz.

Aynı kamu düzeni,

- kısırlaştırma için yeterli bütçe ayırmazken,

- barınak diye beton mezarlıklar kurarken,

- toplatılan hayvanların %90’ının ‘kayıp’ ilan edilip ortadan kaybolmasına göz yumarken, neredeydi acaba?

 

*- MAMA DÖKMEK ‘ÇEVREYİ KİRLETİYOR (MUŞ!)

Peki yıllardır çözülmeyen fosil yakıt sorunu bunlar çevreye ‘temiz hava’ mı dağıtıyor?

Yasak koyuyorsunuz ama alterna tif sunmuyorsunuz.

‘Beslemeyin” diyorsunuz, peki ne yapalım?

- Zehirleyelim mi (zaten yapılıyor)!?

- Beton barınaklara tıkıp aç susuz öldürelim mi (o da yapılıyor)!?

- Toplayıp ormana mı bırakalım (en favori yöntem)!?

Hayvan beslemek suç olacak da, hayvanları bu hale getiren sistematik ihmal, sorumsuzluk ve plansızlık suç olmayacak.

Çok mantıklı.

Kısacası:

‘Mama dökmek yasaksa, öncelikle o hayvanların aç kalmayacağı bir sistemi kurun.

Kuramıyorsanız, lütfen susun da vatandaş vicdanının sesini dinleyebilsin.

Bir kap mama, bir kap su koymak hâlâ en insani direniş biçimidir.

Cezanızı da afiyetle öderiz…”

Bana sorulursa konu çok hassas…

Maalesef bazıları sözde hayvanları besleyecek diye, sofra atıklarını, yemediklerini, ekşiyen kokan çöpe bile atılamayacak yiyecek ve yemeklerini gelişigüzel oraya buraya bırakıyor.

Bunlara da benim sözüm, ‘Sokaklar sizin atıklarınızın çöplüğü değil!’

Ama iyi niyetlileri, vicdan sahiplerini bunlardan uzak tutuyorum.

Hayvanları sevmeyen, insanları hiç sevmez!

 

*- ‘LAWFARE’ DİYE BİR KAVRAM

Ahmet Delikçi yazdı…

Kendisinin eski İşçi Partili olduğunu anımsıyorum.

Aydınlı Atillla Dağıstanlı yıllarca birlikte çalıştığı için konuları daha iyi bilir ve değerlendirir.

Eşi ise bir dönem bir partinin Genel Merkez Danışma üyeliğini yaptı.

Yani siyasetin içindelerdi..

İşte Ahmet Delikçi bir hatırlatma yapıyor

‘Lawfare’ diye bir kavram var.

 Bilmenizde fayda olabilir.

Gittikçe popülerleşiyor.

Hukukla savaşmak, yani hukuku; siyasal rakipleri saf dışı bırakmanın aracı haline getirmek.

Bu terim özellikle Brezilya’da Lula da Silva davasıyla dünyaca bilinir oldu.

Özünde siyaset ve partizan çekişmelerde fonksiyonu sandıkta yenemediğin bir lideri, mahkeme salonunda suçlayarak devre dışı bırakmak anlamına geliyor bu kavram.

Kavramın kökeni askeri dünyaya uzanıyor.

1990’larda Amerikan generali Charles Dunlap, ‘lawfare’i hukukun savaş taktiği olarak kullanılmasını anlatmak için ortaya atmıştı.

Modern savaşlarda tankların yerini mahkemelerin, silahların yerini yasaların aldığını anlatmak için kullandı.

Hukuk ve savaş kelimesinin birleşiminden oluşuyor (law + warfare).

Ancak zamanla bu anlam yer değiştirdi ve siyasetin dili haline geldi.

 

*- BELİRGİN ÖRNEK

2000’lerin sonunda Latin Amerika’da yargı süreçleri seçimlerin ve demokratik rekabetin önüne geçtiğinde ‘lawfare’ askeri olmaktan çıkıp tümüyle siyasal bir kavram haline geldi.

Bu dönüşümün en belirgin örneği Brezilya’da yaşandı.

2014’te başlayan 'Lava Jato’ operasyonu, yolsuzlukla mücadele iddiasıyla açılmıştı ama kısa sürede bir yargısal mühendislik ve siyasi tasfiye aracına dönüştü.

Bugünkü Başkan Lula da Silva, hakkındaki davalar nedeniyle hapse atıldı ve 2018 seçimlerine katılamadı ama anketlerde açık ara öndeydi.

Lula 1.5 yıl hapiste kaldı.

2019’da hapisten çıkabildi, sonra 2021’de sonunda Yüksek Mahkeme davayı düşürdü ve bir sonraki seçimde aday olabildi, ancak amaç zaten gerçekleşmişti,

2018’de seçimlerden halkın tercih ettiği aday dışlanmıştı.

Onun yerine dönemin Trump yönetiminin desteklediği Bolsonaro seçimi kazandı.

Nitekim bu davaya ABD devletinin de sonradan arkadan ne denli müdahil olduğu ortaya çıktı.

Böylece ‘lawfare’ demokrasiyi askıya almadan siyaseti yeniden şekillendirmenin adı oldu.

Carl Schmitt’in ‘egemen, istisna halinde karar verendir’ sözü burada yeniden anlam kazandı.

Çünkü ‘lawfare’ tam da bu. 

Bazıları, ‘Olağan hukuk dilini kullanarak olağanüstü siyasal kararlar almak.’ Olarak yorumluyor, bakalım sizin yorumunuz nasıl?

 

*- KİMDEN YANASINIZ?

Soru şu;

‘Cumhuriyetten mi, yoksa hilafet ya da şeriattan mı yanasınız?’

1923 yılında saltanatı yıkıp cumhuriyet ilan edeceksin, 1924 yılında hilafeti kaldıracaksın, 1925 yılında bir aşiret reisi (Şeyh Said) İngiliz emperyalistlerinin desteğini de alıp, şeriatı ve hilafeti geri getirmek hedefiyle ordu kurup ayaklanacak, sen de buna sessiz kalacaksın… Böyle bir kalkışmayı bütün gücüyle ezmeyen bir devrim hükümeti kendi idam fermanını imzalamış olur.

Genç Cumhuriyet, devrimciliğin gereğini yapmış ve Şeyh Said ayaklanmasını güç ve silah ile bastırmış, devrimci iktidarı korumuştur. Bunu yapmasaydı ‘iki yıllık başarısız bir cumhuriyet girişiminden’ söz ederdik sadece (birilerinin ‘Ah, keşke’ dediklerini duyar gibiyim; tıpkı ‘Keşke Yunan kazansaydı’ diyenler gibi).

Ama öyle görünüyor ki, henüz hesap kesilmemiş.

Mustafa Kemal ile Şeyh Said -günümüzdeki temsilcileriyle- arazide kıran kırana savaşıyorlar hâlâ.

Sadece Şeyh Said de değil, günümüz karşı-devrimcileri Abdülhamit ve Vahdettin’i de (saltanatçılığı da) araziye sürmüş durumdalar.

Bu hesap henüz kesilmemişse ve mücadele sürüyorsa, tartışma henüz bir tarih tartışması değilse nedir?

Şeyh Said bir kahraman mıdır, bir hain mi?

Anılacak, ismi bulvarlara verilecek bir kişi midir, yoksa tarihin çöplüğüne gönderilecek bir kişi mi?

Şeyh Said önderliğindeki ayaklanma mı haklıydı, bu ayaklanmayı güç ile bastıran ve ezen genç cumhuriyet hükümeti mi?

Şeriattan ve hilafetten mi yanasınız, bunları ortadan kaldırmaya çalışan cumhuriyetten mi?

Devrimden mi yanasınız, karşı-devrimden mi?

Bu soruları bir de fotoğraf ekleyerek Ender Helvacıoğlu hazırlamış…

 

*- ARAP SEVERLERE

Şimdi de bir uydu haber!

Türk Gayrimenkul Sektöründen haberin başlığı şöyle: Cityscape Çıkarması!

Dünyanın önde gelen gayrimenkul fuarlarından Cityscape Global 2025, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da gerçekleştirildi.

Bu yıl fuarda güçlü bir çıkış yapan Türk gayrimenkul sektörü, uluslararası yatırımcılarla bir araya gelerek dikkat çekici bir tanıtım yaptı.

Fuarda, bir Emlak Konut firmamızın, Mekke’de hayata geçirmeyi planladığı ‘Hayat Mekke’ projesi de ilk kez vitrine çıktı.

Yaklaşık 400 milyon dolar değerindeki proje; 1014 villadan, sosyal alanlardan ve geniş peyzaj düzeninden oluşan kapsamlı bir yerleşim olarak öne çıkıyor.

Projeye ilişkin Suudi makamlarla bir de ön protokol imzalandı.

Bu gelişme, Türk firmalarının bölgede daha güçlü bir konum elde etmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Cityscape’ye bu yıl 200 bine yakın ziyaretçi, 400’den fazla katılımcı ve 500’ün üzerinde konuşmacı bir araya geldi.

Bu tür düzenlemeler Suudi pazarını daha erişilebilir kılıyor.

Dolayısıyla Türk yatırımcıların ve markaların bölgede daha rahat hareket edebilmesine katkı sağlıyor.

Fuarda görünün ilgi Türk firmalarının Suudi Arabistan’da yeni ortaklıklar ve iş modelleri geliştirebileceğini gösteriyor.

İşte hayat ve iş dünyası böyle…

Araplar İstanbul’un en güzel yerlerinden, Boğaz’dan, Karadeniz’den özetle en güzel yerlerimizden arsa ve villaları kapatıyorlar, televizyonlarında boy boy reklamları yapılıyor.

Her halde, anlamış olacaklar ki, kendilerini seven çok varlıklılar da var Türkiye’de öyleyse papatya falı:

‘Seviyor… sevmiyor!... Alacak almayacak!’, ‘Para çok, imkan çok!...^

Belki de Araplar artık bol paralı çocuklarını da Avrupa’nın cazibesinden kurtarıp Türkiye’ye gönderecekler…

Tabii aynı şekilde bazı Türkler de…

Yakında görür, anlarız…

 

*- DAHA ŞİDDETLİLERİ YOLDA

Associated Press’ten aldım!               

Konu; Melissa Kasırgası'nın şaşırtıcı şiddetlenmesinin ardındaki faktörler

Benimle birlikte 518 bin 618 kişi okumuş!

Lafı uzatmadan, 4 Kasım 2025 tarihine gidelim:

“Merhaba ve Associated Press Climate Watch bültenine hoş geldiniz. Ben, ABD'nin batısındaki su sorunlarını ele alan AP video gazetecisi Brittany Peterson.

AP tarafından röportaj yapılan bilim insanları, Melissa Kasırgası'nın geçen hafta ne kadar hızlı şiddetlendiğine şaşırdıklarını söyledi.

Bugün, bu fırtınanın neden bu kadar sıra dışı olduğunu ve bunun kasırgaya eğilimli topluluklar için neden bu kadar önemli olduğunu yazacağım.

Geçen hafta meslektaşlarımın hikayeleri de dahil olmak üzere son yıllarda kasırga haberlerini izlediyseniz veya okuduysanız, bazı devasa fırtınaların davranışını tanımlamak için kullanılan ‘hızlı şiddetlenme

’ terimini muhtemelen duymuşsunuzdur. Basitçe söylemek gerekirse, bir kasırganın rüzgar hızını ne kadar hızlı kazandığını ifade eder. 24 saat içinde saatte 56 km hıza ulaşırsa bu etiketi hak eder.

Melissa Kasırgası son derece hızlı bir şekilde şiddetlendi. Bu, bir kasırganın 24 saat içinde en az 93 km/sa hıza ulaşmasıyla gerçekleşir. Melissa bu süre zarfında yaklaşık 113 km/sa hıza ulaştı.

Sonra hızla tekrar şiddetlendi.

İklim değişikliğini inceleyen bilim insanları ve gazetecilerden oluşan bir grup olan Climate Central'ın baş meteoroloğu Bernadette Woods Placky,'kasırgayı takip eden meteorologlar için ‘bu güncellemeleri gördüğünüzde mideniz bulanırdı’ dedi.

 

*- MAKALE İÇERİĞİ

Makaledeki fotoğraflarda; Jamaika'da bir kilise, 29 Ekim 2025 Çarşamba günü Melissa Kasırgası'nın ardından hasarlı durumda. (AP Fotoğrafı/Matias Delacroix)

Bir kasırga atmosferdeki ve okyanustaki ısıyla beslenir ve ne kadar çok ısı bulursa o kadar hızlı güç kazanır. Dolayısıyla, sıcaklıkları artıran sera gazı emisyonları bu patlamayı daha yaygın hale getiriyor.

Birleşik Krallık'taki Reading Üniversitesi'nde meteorolog olan Akshay Deoras, ‘Daha sıcak bir dünyada yaşıyoruz ve bu da kasırgaların hızla şiddetlenme olasılığının daha yüksek olduğu anlamına geliyor,’ dedi.

Melissa, Jamaika açıklarında bekledikten sonra iç kesimlere doğru hareket ederken, okyanusun genellikle soğuk olan derin katmanları bile ılık suyu çalkalayarak fırtınayı boğmak yerine körükledi.

Fırtınaların nasıl geliştiği ve izlendiği, tahliye seçenekleri sınırlı olan adalar ve diğer izole kıyı toplulukları için özellikle önemlidir.

Hava tahmincileri bir fırtınanın son derece güçlü olacağını bildiklerinde,  insanlar ve topluluklar tahliye planları yapabilirler. Ancak fırtına birkaç saat içinde şiddetlendiğinde, bu planları hazırlayıp uygulamak için gereken süre azalır.

Bu durum, fırtına davranışları değiştikçe hassas tahmin yapmayı daha da kritik hale getirir.

Deoras, ‘Kasırgaları durduramayız, ancak emisyonları azaltarak ve kıyı savunmasını iyileştirerek riski azaltabiliriz,’ dedi.

Toplulukları, özellikle ada ülkelerinde, iklim etkilerine karşı daha dirençli hale getirmek için erken uyarı sistemlerine, deniz duvarlarına ve diğer altyapılara yatırım yapılması gerektiğini söyledi.

Dünya, hızlı yoğunlaşma gibi olayları önleyemeyecek kadar ısındı, dedi. Ancak kömür, gaz ve diğer fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan sera gazı emisyonlarını azaltarak aşırı hızlı yoğunlaşma fırtınalarının olağan hale gelmesini önlemek için hâlâ zaman var.

Melissa'nın etkisi, düzinelerce ölüm ve yerle bir olan mahallelerle açıkça görülüyor.

*- DEDİM DEDİ!

Hafta sonu Brezilya'da yapılacak Birleşmiş Milletler iklim görüşmelerine odaklandığımızda, ada ülkelerinden temsilciler, daha büyük ülkeleri iklim krizi konusunda daha acil harekete geçmeye çağırma fırsatına sahip olacak.

BM iklim görüşmeleri COP 30'da Küçük Ada Devletleri İttifakı'nın baş müzakerecisi Anne Rasmussen, ‘Tüm küçük ada gelişmekte olan devletlerimiz, kasırganın yolundakilerin hissettiği korku ve dehşeti çok iyi biliyor. Bu travma kimsenin normali olmamalı,’ dedi.

Brezilya'nın Belém kentindeki iklim görüşmeleriyle ilgili haberleri de duyanınız olmuştur…

Bizim kadar konuya eğilen yok…

Herkes ‘dedim dedi’yi uyguluyor…

Vay düşenin haline…

Bir Türk okuyucu şöyle diyor:

“Bu makale tamamen yanlış bir varsayıma dayanarak yazılmış saçmalık! Bu bir Tanrı'nın kasırgası değildi. Bu, hava manipülasyonu arazi kapma işiydi.”

Şunu ilave edeyim;

İklim değişikliklerine hepimiz tanık oluyoruz.

Bazı büyük şehir belediyelerimiz başta olmak üzere önemli firmalarımız da konuya hassasiyet gösteriyor.

Alt yapıya verilen önemler ortaya çıkıyor…

*-

 
Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği