Telefon
WhatsApp
ÖNÜMÜZE YİNE 'VİJDAN' ÇIKIYOR

‘Bizlere ne oluyor?’ daha doğrusu ‘Yöneticiler kendilerini ne zannediyor? Vicdan yok mu?’ sorularının yanıtını bulmaya çalışalım;

İşte vicdanımı derinden yaralayan, bu güne kadar yazamadığım aktaramadığım haber;

“Kütüphane binasının lokanta yapılmasına karşı çıkan  İlçe Milli Eğitim Müdürü, Belediye Başkanı ile tartışınca, Bakan tarafından görevinden alındı.

Milli Eğitim Müdürü bu muameleyi gururuna yediremeyerek bu sabah intihar etti.

Geriye biri engelli olmak üzere üç çocuğu yetim kaldı.

Yazıklar olsun!

Çok üzgünüm, bütün eğitim camiasına başsağlığı diliyorum.

Öğrencisini ve öğretmenini koruyamayan Milli Eğitim Bakanı acaba buna ne diyor?”

Ne ‘vicdan’dan, ne da ‘gece uyuyup uyuyamadığını’ sormuyorum…

Kendi bileceği iş…

Lisede bir derste konuşmuştuk;

Namık Kemal şiirlerini, zamanın yöneticilerinin huzurunda okurken, ‘Kendini nasıl hissediyorsun?’ diye soranları;

‘Mezarlıkta, mezar taşlarına okuyorum!’ diye yanıt vermiş!

Tabi bunu aklımda kaldığı kadar mealen anlatıyorum, edebiyatçılar daha doğrusu bilir.

“İstifadan’ söz edenler var!

Ben bunlara da ‘gülüp geçiyorum!’

Ballı – kaymaklı maaşlar, karşında ‘evet efendim- sepet efendim!’ diyenler, iki büklüm eğilenler, yağcılar, her türlü imkan sunulmuşken kim istifa edip de, senin benim gibi sıradan biri olmak ister.

Kesinlikle, görev verenden önce, aile ve etraf zaten ona ‘Sakın ha!’ demeyi, kafasında algı yaratmasına destek olmuştur…

Bir zamanların ünlü sloganı vardı;

‘Sağ olanlar bizdendir!’

İşte bu kadar basit!...

 

*- BENİM ÖĞRETMENİM

Bir Amerikan uçağı, İstanbul-New York seferini yapıyordu...

Bir süre sonra ışıklar sönünce, yolcularda panik başladı...

Ardından anons duyuldu:

-İçinizde elektrikten anlayan var mı?

Herkes birbirine bakarken, yaşlı bir yolcu parmağını kaldırdı ve davet üzerine makine dairesine girdi...

Ve, bir süre sonra da ışıklar yandı!

Yaşlı yolcu, eli yüzü siyahlar içinde; alkışlarla karşılanarak, lavaboya gidip temizlendi ve sessizce yerine oturdu...

Uçak Atlantik ortalarındayken, pilotun konuşması duyuldu:

-Sayın yolcular, motorlarımızdan biri bozuldu.

Sakın panik yapmayın. Ben sizi diğer motorla, Amerika’ya ulaştırırım. Eğer içinizde motordan anlayan biri varsa, buraya rica edeceğim.

Yolcular arasından yine sadece yaşlı olan adam elini kaldırıp göreve koştu.

Bir süre sonra motorun tamiri bitmiş, bizimki yüzü gözü karalar içinde ve alkışlar arasında, lavaboda temizlenip, mahcup mahcup yerine oturdu.

Amerika’ya kısa süre kala, hosteslerin koşuşturması dikkat çekti ve bu kez bir hostesin heyecanlı sesi duyuldu:

-Sayın yolcularımız !.

- Bir yolcumuz aniden sancılandı. Bebeği olacak. İçinizde doğumdan anlayan kimse varsa, lütfen acil olarak buraya gelsin.

Çeşitli milletlerden yolcular birbirine bakarken, yine bizim ihtiyar yerinden kalkarak hostesler bölümüne yürüdü...

Kısa süre sonra da, bir bebek ağlaması duyuldu ve hostesin kucağındaki erkek ufaklık, dünyaya ilk bakışlarını gönderiyordu.

Tabii olağanüstü yaşlı yolcu, sürekli alkışlarla yine sakince yerine oturdu...

Ancak, çeşitli ülkelerden oluşan tüm yolcular, meraklarını yenememişlerdi...

Bu adam kimdi?

Sonunda dayanamayıp, özür dileyerek; uyruğunu ve mesleğini sordular.

Yaşlı yolcu, bu soruyu sakince yanıtlar:

- Türk’üm ve Köy Enstitüsü Mezunu emekli bir öğretmenim…”

Ya işte böyle!

Bu güzel anlatım, yani günümüze uyarlanmış olay bir gerçeği, bir zamanlar Köy Enstitülerinden yetişen öğretmenlerimizin anısına tasarlanmış…

İşte benim öğretmenim budur!

Bilecek ve uygulayacak…

Yoksa ‘Nasıl geçineceğim, nasıl bazı kişilerle ekmek mücadelesi edeceğim?’ soru ve düşüncelerini aklından geçirmeyecek…

 

*- BİRKAÇ ANIMSATMA

Sevgili okuyucularım, yazımın girişindeki, bir azap sonrası, büyük ihtimale bunalım geçirerek canına kıyan bir öğretmenimizden, il milli eğitiminin görevden alınmasını nakletmiştim.

Hep dinden söz edenlere bugün de bir iki anımsatma yapacağım.

Örneğin; kutsal kitabımız Kuran’ın Maide Suresi’nin 39’ncu ayetinde şöyle deniliyor, bazılarına hatırlatayım;

“Kim zulmünden sonra tövbe eder, halini düzeltirse, kuşkusuz Allah onun tövbesini kabul eder…”

Bu istifa mı olur, ne olur?

Bunu ben bilemem!

Aynı Sure’nin 32’nci ayetinden 38’e kadar ‘fesat’ ve ‘öldürmek’ yani cinayet işlemek anlatılıyor.

Bence birini intihara sürüklemek de bir cinayettir.

Çok kişiyi ilgilendirdiği için devam edeyim;

Maide Suresinin 41’ayeti şöyle başlıyor:

‘Ey Resul!

Kalpleri inanmamış olduğu halde, ağızlarıyla ‘inandık!’ diyenlerin küfürde yarışırcasına koşanları seni üzmesin!...

…Dünyada bir rezillik vardır onlar için, ahirette de büyük bir azap var onlara.”

Bildiğim kadarıyla ‘küfür’ün anlamı da şöyle:

“Bir şeyin üstünü örtmek! Bir şeyi saklamak!

Gerçeği örtüp saklamak!

kanıtları ve gerçekleri örtüp saklamak!

Nankörlük etmek!”

Allah 42’nci ayette ‘Adaletle yönet!’ diyor.

Normal yaşamda hani hep ‘Dişe diş!’ deriz ya, bu konuya yine Maide suresinin 45’inci ayetinde de şöyle örnek veriliyor:

“O kitapta (Tevrat) onlar üzerine şöyle yazmıştık;

Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş. Yaralanmalar karşılığında da kısas…”

 

*- İNANIYOR GİBİ GÖRÜNÜNLER

Bir öğretmenimiz, hem de yönetici sıfatı olanın, hükümete istediğini yaptırma gücünü bulan, sıradan bir belediye başkanının isteği üzerine yerinden alınıp, bunalımla canına kıymasını bir türlü hazmedemediğimden devam ediyorum, yani hızımı alamadım

Bir iki Allah kelamını da yazmak istiyorum.

Umarım birilerinin kulağına küpe olur!

Kutsal kitabımızın Mâide Suresinin 49’uncu ayeti ‘Onların keyiflerine uyma!’ diyor ve şöyle bağlıyor:

 “Zaten insanların birçokları doğru yoldan iyice sapmış bulunuyorlar.”

Bu konuda yazacaklarım çok ama kimseyi de sıkmak istemiyorum.

En iyisi Mâide Suresnden iki ayeti arka arkaya vereyim, dersini alan olur, konumuza da uygun…

Çünkü zamanımızda bütün bunları görüyor ve yaşıyoruz.

Buyurun efendim;

61. -Size geldiklerinde ‘inandık!’ derler. Gerçekte ise küfürle girmişlerdi, yine onunla çıkmışlardır.

Neler saklıyor olduklarını Allah daha iyi bilir.”

62.- Onların birçoğunun günahta, düşmanlıkta, harım yemede yarıştıklarını görürsün, Ne kötüdür o yapmakta oldukları.”

Son sözüm;

İnananlar için önemli mesajlar bunlar

Burada konumuz ‘İnananlar’ daha doğrusu ‘İnanıyor’ gibi görünenler.

Bunlar için ne düşündüğümü ve kendilerini nasıl değerlendirdiğimi satırlar arasında çok verdiğimi söyleyebilirim.

 

*- YANILGI NEREDE?

Bornovalı Mustafa Foçalı, yazdıklarım içinde kullandıklarımı aldığını düşündüğüm çok güzel örneklerle kısaca beni, ya da benim gibileri değerlendirmiş.

Kibarca şöyle diyerek, önemli bir noktaya gelmiş::

‘Samimi ve gerçek…

“Geçmiş’ diye nitelendirdiklerin ‘eski’ değildir…

Çünkü bedenin, duyguların ve zihnin o anı hala şimdi gibi taşır. Çocuklukta duyduğun bir cümle, bir bakış, bir koku, bir korku…

Bugün verdiğin tepkilerin gölgesinde yaşamaya devam eder.

‘Geçmiş geride kaldı” demek çoğu zaman yanılgıdır;

Çünkü bilinçdışı için zaman çizgisel değildir.

O an, hala canlı bir kayıt gibi içimizde çalışır.

Ama işin en güzel tarafı şudur:

O kayda geri döndüğünde, duyguyu çözdüğünde, anlamı dönüştürdüğünde…

‘Geçmiş’ artık bugününü yönetemez.

‘Geçmiş’, sandığın gibi kapanmış bir kapı değil; şifalandırıldığında seni özgürleştiren bir anahtardır.”

Anladığım kadarıyla değerli yazar, eğitmen Mustafa Foçalı’yı çok misafir edecek, kendisinden yararlanacağım.

 

*- UZUN İNCE BİR YOLDAYIM

Şimdi size ünlü sanatçılarımızdan biri Yıldız Tezcan’ın anılarından bir alıntı yapacağım…

Yıldız Tezcan anlatıyor:

“Büyük Ozan beni çok sevdiğini söylemişti.

Eşim de onu alıp bize getirdi; yaklaşık bir ay bizde kaldı.

Bir gün eline sazı alıp beni yanına çağırdı;

‘Bak kızım, yeni yaptığım türkümü okuyacağım, bakalım beğenecek misin?’ dedi ve 'Uzun İnce Bir Yoldayım' türküsünü okumaya başladı.

Nurlar içinde uyusun, ustaya;

‘Bunu okumamı ister misiniz?’ dedim ve okumaya başladım.

Onun yorumundan biraz farklı okuyunca çok beğendi.

Ve bu türküyü Türkiye benim sesimle tanıdı...”

Yıldız Tezcan'ın bir röportajından kendi anlatımıdır.

‘Uzun İnce Bir Yoldayım’, Aşık Veysel'in en bilinen türkülerinden biridir. Şarkının sözleri, yaşamın zorlukları ve belirsizlikleri üzerine derin bir anlam taşır.

Sözleri şu şekildedir:

“Uzun ince bir yoldayım,

Gidiyorum gündüz gece,

Bilmiyorum ne haldeyim,

Dünyaya geldiğim anda yürüdüm aynı zamanda iki kapılı bir handa…”

Bu türkü, Aşık Veysel'in hayat algısını ve tezatları vurgulayan bir eseridir.

 

*-

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği