Telefon
WhatsApp
KÜÇÜK ADIMLAR, BÜYÜK KAZANÇLAR!’

*- YOKLUĞU YARA…

Söylenen ve iddia edilen ‘Girişimcilik Cesaret İşidir!’ sözü…

Her girişimin, bir fikirle değil, cesaretle başladığına işaret edilir!

Hatta; ‘Girişimcilik sermaye işi değil vizyon ve cesaret işidir!’ denilerek konu derinleştirilir.

‘Kendi mağazanı aç, kendi işini kur!’ diyerek, özellikle (e-ticaret) kamplarında size güç aşılanır.

‘Cesaret edin, paylaşın, büyüyün!’ sözleriyle algı yaratırlar.

Kapanış da şöyle olur:

‘Küçük adımlar, büyük kazançlar!’

Teşvik ne güzel değil mi?

Zaten hayat ‘cesaret’ demektir..

İlk adımı atmak da, bisiklete binmek de, sevgiliye ulaşmak da!

Ama sevgiye ulaşmak kolay mı?

O da ayrı bir konu!

 

*- DAVETİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ

Zeynep Kutlay’dan bir davet aldım;

Şöyle diyor:

“Tarım Bakanlığı ve TKDK tarafından düzenlenen IPARD III Bilgilendirme Toplantımız 27 Kasım 2025 İzmir Wyndham Grand Özdilek Otel de gerçekleştirilecek olup katılımınızdan memnuniyet duyacağız.

İzmir halkının ve potansiyel yararlanıcıların IPARD hibe fonlarından azami derecede faydalanması bu etkinliğimizin temel amacıdır.

13.30’ da etkinliğimiz ikramla başlayacak olup, saat 14.00’ da toplantımız başlayacaktır.

Tanıtım davetiyemiz ekte bilginize sunulmuştur.

Toplantımıza katılımınız TKDK İzmir İrtibat Ofisi ve İl Koordinatörümüz açısından büyük önem arz etmektedir.

Sizleri aramızda görmeyi çok isteriz.”

Gayet anlamlı ve güzel davet…

Bazıları, ‘Yemek vereceğiz’ ya da ‘Toplantı sonunda hediyelerinizi dağıtacağız!’ gibi insan ve meslek haysiyetine dokunan cümleler ilave ediyor.

Eski zamanları anımsıyorum:

‘Sıkı mı?’ birisi böyle bir laf etsin…

Hep birlikte salonu terk ederdik…

Hiç unutmuyorum:

Fotoğrafta bana göre Türkiye’nin en önde gelen foto muhabirlerinden Ateş Akkor vardı…

Fotoğraf makinasına konuştururdu…

Tabii ki görüntüyü de…

Ama şanssızdı ki, İstanbul’un çirkinliğinden kaçıp İzmir’e gelmişti.

Yaşadıklarını, anlattıklarını dinleseniz hayrete düşersiniz, nasıl girişimcilerin, vizyon sahiplerinin önlerinin o meşhur, ünlü kişiler tarafından kesildiğini…

Ateş Akkor gündüzü gece, geceyi gündüze çeviren, filtre kullanarak harikalar yaratan biriydi aynen Sanatçı Hüseyin Baradan gibi…

Baradan ‘Kopyala yapıştır!’ sistemini kullanırdı…

Şimdi Kuşadası’nda yaşayan sevgili Ateş Akkor, bir gün bir davette, para babası birisi garson ile yanına çağırdı, cebine 10 lira (zamana göre büyük para) koyarak, ‘Benim sevgilimle resmimi çek, gazeteye koy!’ demesin mi?

Dünya yakışıklısı bizim Ateş Akkor, o parayı aldı, adamın koynuna soktu, ‘Sen bununla şunu yap!’ diyerek herkesin önünde rezil etti…

Sanıyorum bir on lira da kendinden koyarak, ‘Bunu benden sevgilini ver!’ de dedi…

Ben olayı basit olarak anlatmaya çalıştım….

Siz Çırağan Sarayı’ndaki önemli bir düğün ya da iş insanları toplantısı olarak ünlü bir sanayiciyi hayal edin…

İşte böyleydi eskiler…

Belki yine zar zor geçinirlerdi ama kendilerini hiçbir şekilde satmazlar, hiçbir şeye tenezzül etmezlerdi…

Çok yaşa sen Ateş Akkor usta!...

 

*- PARA YİNE PARA…

Binlerce gencimiz işsiz!

Binlerce öğrencimiz hayal bile kurmaktan uzak…

Neden?

Eğitimsizlikten…

Yetersizlikten…

İlgisizlikten…

‘Korkunç!’ ve ‘Yanlış’ fikirler, eğitimler, öğretimlerden…

Hep hatırlarım, deve hikâyesini;

“Adam evladını Pazara göndermiş, deve fiyatını öğrenmesi için…

‘Beş kuruş!’ yanıtını almış…

Günler böyle geçmiş!

Bir gün aynı devenin ’10 kuruş olduğu’ nu öğrenmiş…

Yakın zamanda değeri beş kuruş olan deveyi o gün on kuruşa almış…

Oğlu ‘Neden?’ diye sorunca da, ‘O gün param yoktu, bugün var!’ demiş…

Tabii hikaye daha güzel anlatımlı…

Ben bu kadarını, durumun özeti olarak anlatmak istedim.

Napolyon ne demiş?

‘Para, para, para!’

Ajda Pekkan bile bir zamanlar eurovizyon şarkı yarışmasına Türkiye adına hangi şarki ile girmişti…

‘Para, para, para… ‘

 

*- CEP DELİK!

Rüçhan Çamay’ın ‘Bir Zamanlar’ isimli albümünden alıntı yapalım:

* Gariptir insanlar oğlu neler yaratmış

Yarattığı her bugün dünü aratmış

Aklı ile her şeyin sırrını bulmuş

Kendi yarattığı putun kölesi olmuş

* Para, para, para

Varlığı bir dert yokluğu yara

* Çerçeveletir kimi asar duvara

Kimi onu bulunca dosdoğru bara

Kimi sıkar elinde çıkarır suyunu

Kiminin değiştirir güzel huyunu

*Para, para, para

Varlığı bir dert yokluğu yara…

Son zamanlarda ‘geçim kaynağı’ olan bu kurslara, kamplara özetle şöyle deniliyor:

“Dijital danışmanlık, erişilebilirlik ve uygun fiyatlılığın kesişimi varlık yönetimini yeniden şekillendiriyor.

Heyecan verici zamanlar!...”

Doğrudur herhalde, bilemiyorum…

Şöyle yorumlayanlar da var;

“Dijital tavsiye, erişilebilirlik ve uygun fiyatlılığın birleşimi, APAC'ın servet oluşturma yaklaşımını yeniden tanımlıyor.

Tasarrufları yatırım davranışına dönüştürmek, özellikle güven ve kişiselleştirme birlikte ölçeklendiğinde güçlü bir değişimdir…”

Benim buluştuğum nokta ise ‘güven’…

Televizyon reklamında bile ne deniyor?

‘Bu zamanda güvenli insanı bulmak çok zor!’

Bu zamanda sermaye bulmak bundan da zor!...

Cep delik….,

Sonucu, İstanbul Levent alt geçidinde yürürken gördüklerimden sonra yazıyorum:

İnanın pasajda bir tek açık mekân, dükkan yok!

Hepsi kepenk indirmiş…

O zaman söz Konfeçyüs’ün;

“İntikam almayı düşünüyorsan; KÜÇÜK İNSANSIN.

Affedip yoluna devam ediyorsan; GÜÇLÜ İNSANSIN,

Yok sayıyorsan; ZEKİ İNSANSIN!...”

 

*- SAHTEKÂRLIK

Adem Bircan fotoğrafıyla paylaştığı mesajına ‘Hurmadaki İdeoloji!’ diyor.

Kısa ve öz şunları yazmış Adem Bey!

“Herkesin Kudüs hurması olarak bildiği bu meyve marketlerde artık Medine Medjoul Hurması olarak satılmaya başlanmış.

Nedir bu?

Kudüs İsrail'de bir şehir. 

Yediğim hurma da Yahudi Hurması, dolayısıyla yiyen de Mason-Yahudi mi oluyor, şimdi?

Bir zamanlar ‘Rus Salatasına, Amerikan Salatası..’ dediğimiz gibi… Böylece komünist olmaktan kurtulmuştuk.

Eskiler bilir hatırlar…”

Örnekler çok…

Sözde ‘Ticari kafa!’ diyeceğim ama buna ben gerçekte ‘Sahtekârlık!’  diyorum…

Adem Bircan’ın şu sözlerini de paylaşmaktan kendimi alıkoyamıyorum:

“Şehitlerin ruhları şad, milletimin başı sağ olsun.

İnşallah bundan sonra, askerimin uçağı düşmez,

Zırhlı tank kaportası başına düşmez,

Başına güneşten sıcak geçmez,

Susuzluktan ciğerleri kavrulmaz,

Aracı şarampole yuvarlanmaz,

En nihayetinde kör kahpe bir kurşuna isabet etmez.

Bu kadar şehit bir anda verilmez.

Yandı tutuştu ocaklar, yandı tutuştu ciğerim, yandı gitti yiğitlerim.

Bir daha askerim şehit olmaz inşallah.

Hep yaşasın, hayatta kalsın, yaşatsın hepimizi…”

*- BİR ŞİRKET İÇİN

Belki duymadınız ama ben duyurmak istiyorum.

Şimdi bir de karşımıza ‘Anti-damping soruşturması’ geldi.

Tabii ki biz de bu mahkemenin  ‘Türkiye’ lehine sonuçlanmasını bekliyoruz.

Çünkü;

Türkiye’nin ihracat ve istihdamında kritik rol oynayan paslanmaz çelik kullanıcı sektörler, Ticaret Bakanlığı’nın yürüttüğü anti-damping soruşturmasında karar aşamasına gelinirken alarmda.

STK’lar, Posco Assan’ın talebiyle başlayan sürecin yerli üreticinin aleyhine sonuçlanması hâlinde enflasyon artışı, üretim kaybı, 300 bine yakın işsizlik ve 1,5 milyar dolarlık ihracat daralması yaşanacağı uyarısında bulunuyor.

Paslanmaz çelikte kritik öneme sahip anti-damping soruşturması sona yaklaşırken sektör temsilcileri tek ses oldu: “Karar Türkiye’nin lehine olmalı.”

Milyarlarca dolarlık ihracat yapan, yüzbinlerce kişiye istihdam sağlayan sektörleri temsil eden STK’lar yaptıkları açıklamada, sürdürülen soruşturmanın Türkiye’deki üreticiler lehine sonuçlanmasını beklediklerini bildirdi.

Posco Assan’ın bir üretici değil, yalnızca ithal ettiği paslanmaz yassı çeliğe soğuk indirgeme işlemi yapan bir haddeleme tesisi olduğu ifade edilirken, soruşturmanın ek vergi ile sonuçlanmasının ihracattan üretime, istihdamdan enflasyona kadar her anlamda olumsuz sonuçlar doğuracağına dikkat çekti.

Sadece bir şirketin geleceği için 1 milyon kişiye istihdam sağlayan sektörlerin zor durumda bırakılmayacağına inandıklarının altı çiziliyor, sektör paylaşımlarınca.

Diğer taraftan getirilecek ek verginin iç pazarda da enflasyona sebebiyet vereceğine vurgu yapılıyor.

Ek vergi, paslanmaz çelik kullanılan tüm ürünlere zam gelmesi anlamını taşıyor.

Zaten rakip ülkelerle fiyat rekabetinde zorluk yaşanırken, artık rekabet etme şansımız hiç kalmayacak.

Bir firmaya karşı, 5,5 milyar dolarlık ihracata engel teşkil edecek bir karar almayacağına inanıyoruz, deniliyor.

Olay şu:

“13 yıl önce yabancı sermayeli bir firmanın ‘Türkiye’de paslanmaz çeliği cevherden imal edeceğim.’ diyerek verdiği sözle birlikte konulan gümrük vergisi yıllar içinde değişmekle birlikte, şu anda yüzde 12 olarak devam ediyor.

Bu durum zaten bize küresel rekabette çok büyük sıkıntılar yaratırken, iç pazarda da elimizi kolumuzu bağlıyor.

Beyaz eşyadan tencere-tavaya, küçük ev aletlerinden hastane gereçlerine kadar paslanmaz çelik kullanan tüm üreticiler etkileniyor. Yani yıllardır bu sektörlerdeki tüm ürünler yüzde 12 pahalı üretiliyor.”

Sırf anti-damping vergisinin rüzgârı bile özellikle mutfak eşyaları, züccaciye ve endüstriyel mutfakta 800 milyon dolarlık dış ticarette ithalat artışına yol açtı.

Türkiye’ye 800 milyon dolarlık ithal ürün girdi.

Üreticiler, ‘Bu maliyetlerle bu iş yapılmaz, bir de anti-damping vergisi gelecek, ben fabrikalarımı taşıyayım.’ Diyor.

Birçoğu Mısır’a, başka ülkelere gitti veya üretimi bırakıp ithalatçı oldu.

Anti-damping vergisi gelmesi üreticiler tarafından açıkça kabul edilebilir bir durum olmadığını söylüyorlar.

 

*- YATIRIM OTOMOBİLE

Türkiye otomotiv pazarı 2025 yılını güçlü bir talep ortamında kapatırken, ikinci el pazarı da istikrarını sürdürüyor.

Saha araştırmalarına göre yükselen konut maliyetlerinin yanı sıra yatırım davranışlarının değişmesiyle birlikte otomobil, tüketiciler için tekrar erişilebilir ve nakde kolay döndürülebilir bir yatırım aracı haline geldi.

Türkiye’de toplam büyüklüğü 620 milyar doları bulan altın birikiminin bir kısmının otomotive yönelmesi, sıfır kilometre ve ikinci elde hareketliliği destekleyen faktörler arasında yer aldı.

Uzmanlar, 2025’in son çeyreği itibarıyla ikinci eldeki tabloyu “dengeye dönüş yılı” olarak tanımlarken, 2026’da daha rasyonel fakat güçlü bir büyüme beklediklerini vurgulayarak, “2026’da ikinci el satış adedi 9 milyonu aşabilir; ancak tüketici hem daha seçici hem de daha bilinçli.” diyor.

Bunlara ilave olarak meraklılara sesleneyim:

Toyota’dan Katı Hal Batarya Hamlesi: Menzil Artacak, Şarj Kısalacak

Şirket yetkilileri, Tokyo Otomobil Fuarı’nda bu iddialı hedeflerini yineledi. Yeni nesil batarya teknolojisiyle menzili neredeyse üç katına çıkarıp şarj süresini yarıya indirmeyi hedefleyen Toyota, bu konuda önemli ortaklıklar kuruyor.

Toyota’nın Karbon Nötr İleri Mühendislik Geliştirme Merkezi Başkanı Keiji Kaita, Tokyo Otomobil Fuarı’nda yaptığı açıklamada, 2028 yılına kadar ilk katı hal bataryalı elektrikli aracı piyasaya sürme planlarına sadık kaldıklarını belirtti.

Kaita, katı hal bataryaların gelecekte çok önemli bir rol oynayacağını vurgulayarak, bu teknolojinin sürüş menzilini önemli ölçüde artırırken şarj süresini de kısaltacağını ifade etti.

Toyota’nın bu konudaki hedefi, batarya yüksekliğini aracın altında 120 milimetreye, yüksek performanslı elektrikli araçlarda ise 100 milimetreye kadar düşürmek.

Toyota, kısa süre önce tanıttığı katı hal batarya prototipinin yaklaşık 1200 kilometre menzil sunabileceğini ve 10 dakikadan kısa sürede şarj edilebileceğini iddia ediyor.

Bu gelişmeler, Japonya’nın elektrikli araç bataryaları tedarikinde Çin ve Güney Kore’ye olan bağımlılığını azaltma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

Mercedes gibi rakipler ise katı hal bataryalarıyla donatılmış araçları yollara çıkarmış durumda.

 

*- DOĞAN PREPOL TANIŞTIRDI

Bizler Google amcayı, dayıyı biliyoruz.

Yakın zamanda ‘Linkedin’i öğrendim.

Aslında kısa süre önce Karşıyakalı Meslektaşım Doğan Prepol sayesinde tanışmış oldum.

LinkedIn, iş dünyasına odaklı en büyük profesyonel sosyal ağımış.

2003 yılında kurulan platform, bugün dünya çapında 1 milyardan fazla üyesiyle insanların iş bulmasına, profesyonel bağlantılar kurmasına ve kariyerlerini geliştirmesine yardımcı oluyor.

Makale yazabilir, fotoğraf ve video yayınlayabilir, gruplara katılabilir ve profesyonel tartışmalara dahil olabilirsiniz. 

Firmalar kendi sayfalarını açarak iş ilanı, etkinlik ve içerik paylaşımı yapıyor.

Eleman arayan ve iş arayanlara biraz faydam olabilir düşüncesiyle bir üyenin makalesini paylaşmak istiyorum:

LinkedIn’in daha fazla öneminden söz etmek istemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim:

Networking avantajı ileİş dünyasında doğru bağlantılar kurmak, yeni fırsatların kapısını açar. 

Tabii ki yönetim ve kazanç hep Amerikalı girişimcilerin, her zaman olduğu gibi…

Özetle, Linkedin sadece bir sosyal medya platformu değil, kariyer dünyasının dijital adresidir.

İş bulmak, profesyonel kimliğinizi güçlendirmek ve iş dünyasında görünür olmak için en etkili araçlardan biridir. 

Bir kullanıcı, ‘Ve gelecek aydan itibaren, o sessiz sinyalleri sonsuza dek yeniden yazmanıza yardımcı olacak yepyeni bir kaynak açacağım.

Bu konuda yakında daha fazla bilgi vereceğim…’deyince dikkatimi çekti.

 

*- ÖZGEÇMİŞİ İYİ İDİ…

Çoğumuz Linkedin’i, ya da elektronik bir aleti veya sosyal medyayı kullandığımız bir şey olarak düşünürüz.

Ona uğrar, bir gönderiye tepki verir, bir bağlantı isteğini kabul eder, toplantılar arasında beş dakika kaydırırız.

Sonra da günlük rutinimize geri döneriz.

Ama siz uzaklaştığınızda onlar kapanmaz.

Onlar (Linkedin) varlığınız - başlığınız, Hakkımda bölümünüz, fotoğrafınız, banner'ınız, aktiviteniz, yorumlarınız - 7/24 oradadır ve arkanızdan konuşur.

Profilinizde ne yazdığına bağlı olarak, ya sizi yüceltiyor, ya da sessizce sizi küçümsüyor.

Basit ve ücretsiz bunların Etki Denetimimi deneyin.

Bir arkadaşım bunu zor yoldan öğrendi.

İş arıyordu ve işe alım uzmanlarının neden yanıt vermediğini anlayamıyordu.

Özgeçmişi çok iyiydi.

Deneyimi sağlamdı.

İletişim ağı iyiydi.

Sonra profiline baktım.

Başlığı şöyle bir şeydi:

"Yeni fırsatlar arayan deneyimli profesyonel."

‘Hakkımda’ bölümü iki satır uzunluğundaydı ve sert bir kurumsal dille yazılmıştı.

Son gönderisi 2020'deydi.

Banner'ı varsayılan gri bir kutuydu.

LinkedIn'deki varlığı kasıtlı olarak kötü değildi - sadece kasıtlı olarak hiçbir şey değildi.

Sanki sessiz bir satış temsilcisinin mırıldanması gibiydi, ‘Şey... Bilmiyorum, sanırım iyi?’

 

*- KENDİNİZ GİBİ OLMALI

Ve biliyor musun?

İnsanlar tam olarak böyle tepki veriyordu.

LinkedIn bir ayna değil, bir mikrofon.

Üzerine ne koyarsanız o güçlenir:

- Sizi tanımlayan kelimeler

- Kullandığınız ton

- Anlattığınız (veya anlatmadığınız) hikâyeler

- Getirdiğiniz enerji

- Koyduğunuz sınırlar

- Parlatmanıza izin verdiğiniz alev

LinkedIn'iniz, halka açık bir anlatınızdır.

Ücretsiz LinkedIn Etki Denetimi'me buradan göz atın - LinkedIn varlığınızı beş dakikadan kısa sürede inceleyin.

Ve her gün, biriyle tanışmadan çok önce izlenimler oluşturuyor.

İşte yeterince bahsetmediğimiz kısım:

Çoğu insanın LinkedIn profilleri, beş kariyer öncesinden kalma tozlu, modası geçmiş, "uyum sağlamak için küçült" sinyalleri gönderiyor.

İnsanlar yanlış bir şey yaptığı için değil.

Ama kimse bize insan sesimizin çevrimiçi ortamda nasıl duyulacağını öğretmediği için.

"Profesyonel" görünmek için eğitildik.

Kişiliğimizi gizlemek için.

Temizlemek için.

Gerçek hikayeleri silip atmak ve yerine kurumsal jargon koymak için.

Ve işte tam da bu noktada insanlar kraker gibi bükülüyor.

Çünkü siz jargonunuz değilsiniz.

Siz iş unvanınız değilsiniz.

Siz madde işaretleriniz değilsiniz.

Siz deneyimlerin, içgörülerin, zaferlerin, yaraların ve değerlerin bir koleksiyonusunuz.

Siz bir hikâyesi olan bir problem çözücüsünüz.

Ve LinkedIn varlığınız, 1997'den kalma otomatik bir sesli mesaj gibi değil, kendiniz gibi olmalı.

 

*- GERÇEKTE NE SÖYLÜYOR?

İşte bu haftaki ödeviniz:

LinkedIn varlığınıza sanki başka birine aitmiş gibi bakın.

Kendinize sorun:

- Bu profil bu kişi hakkında gerçekten ne söylüyor?

- İnsanca geliyor mu?

- Kendine güveniyor mu?

- Aydınlanmış ve bir sonraki bölüme hazır biri gibi mi geliyor?

- Yoksa birinin sessizce "Rahatsız ettiğim için özür dilerim..." diye fısıldaması gibi mi geliyor?

LinkedIn varlığınızın sizin hakkınızda söylediklerini seviyorsanız - harika.

Bu, alev büyütme alanı.

Değilse?

Fırsat ve yeniden icat için çok fazla alan var.

Ve bunu düzeltmek sandığınızdan daha kolay.

LinkedIn'in daha yüksek sesle konuşmanıza değil, daha net olmanıza ihtiyacı var.

Sizin kendiniz olmanıza ihtiyacı var.

İşte sihir burada.”

Bakalım, ‘Bu konuda yakında daha fazla bilgi vereceğim’ diyen Matt Herren adlı kişi ve grafik bağlantılarından neler, yeni tiyolar öğreneceğiz?

Bizim de okuyucularımıza gençlerimize nasıl yardımımız olacak?

*-

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği