Telefon
WhatsApp
KÖTÜLER HEP KAZANIYOR

Sonunda, akşama doğru, doğru yolu buldum!

Meğer sorunları çözen bir telefon varmış!

Aynan ‘112’ gibi…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ‘çözüm merkezi’nin telefonu ‘153’ miş…

Aradım, çıkana aklıma geleni sıralamaya başladım:

‘Sizin İspark santralı halâ Yılbaşı tatilinde mi, yoksa bir Bayram var da biz bilmiyoruz!’ gibi neler neler yumurtladım, zavallı görevliye…

Beylik lafımı da söylemeden edemedim:

‘Bu işini bilmez santral çalışanları hangi partinin adamları? Kimin işbirlikçileri? Kime güvenip de görevlerini yapmıyorlar?” falan filan…

(153)’deki görevli beni bir yetkiliye bağlayınca, ‘Günah Keçisi’ olmuş oldu…

Açtım ağzımı, yumdum gözümü…

Neler neler?

Adam sabırlıymış,,,

Karşı karşıya olsaydım, büyük olasılıkla, ‘Şuraya oturun! Bir çay söyleyeyim içelim, sonra konuşuruz!’ diyerek konuyu soğutacağı giib benim sinir tellerimi de gevşetecekti…

Ama görevinin ustası olmuş…

Hep alttan aldı ve benim de aklımı başıma getireni belirtti.’

‘Senin verdiğim aradığın telefon İspark’a ait değil…

İspark’ın kullandığı böyle bir telefon numarası yok!”

Nasıl olur?

Telefonu çeviriyorsan, karşına çıkan bilgisayardaki hatun’un sesi, güven verici , ‘İspark’a hoş geldiniz!’ diye başlıyor, her resmi dairenin santralında olduğu gibi devam ediyor.

‘Çakma olmasın!’ anlamında bir şeyler söylemişti, bu telefon numarası için…

Olur mu canım?

Ama 153’deki görevli ‘Bu işi yapan bizim!’ diyor ve ısrarla İspark’ın kullandığı faks ve telefon numaraları benim kullandığımla ilgisi olmadığını vurguluyordu…

Dedim ya, düşünmeye başladım:..

 

*- İŞLERİ ALDATMACA

 

 

 

Santralda karşıma çıkan ‘Ödeme mi yapacaksınız?’ diye soruyordu.

Ben de, ‘Hayır şu konuda bir yetkili lle görüşeceğim!’ deyince sözde bağlıyor, ama telefon düşüyordu…

Yani konuşma kesiliyordu…

İşte ben de ‘tekrar tekrar çevirmek zorunda kalıyordum..,

Bu da ‘Polinöropati’ nedeniyle yok olan sinirlerimin canlanmasını sağlamıştı herhalde…

Yok olan sinirlerim beynimi de arttırmıştı…

‘153’ deki görevliye, sabahtan bu yana İspark santralı ile uğraşmaktan sinirlerim tepe noktasında’ gibisinden laflar da etmiştim…

Mesele anlaşılmıştı:

Sahtekarlar, dolandırıcılar, üçkağıtçılar hep görev başında idiler..

Daha bugün saat 14.45’de, İçişleri Bakanlığı’ndan şu mesajı almıştım:

“Telefonda  kendisini polis, asker, savcı olarak tanıtıp, ‘adınız fetö/PDY. PKK.vb.  terör örgütü soruşturmasına karıştı’ diyerek para ve altın isteyenlere inanmayın…”

Benim internetten karşıma çıkan telefon ve bağlantısının da ‘Resmi’ telefon ve aradığım, karşıma çıkan yer de ‘Sözde!’ yani ‘Çakma!’ İspark idi…

Kaç kez yazılarımda ‘Aman dikkat!’ dediğim uyarı yazılarının örneği başıma gelmişti.

Adamlar ya da kadınlar tam profesyoneller…

PTT’nin de vergi dairelerinin bile tıpa tıp sitelenin benzerlerini yapıyorlar.

Aldatmaca işleri…

 

*- KÖTÜLER KAZANIYOR!

Kesinlikli unutmayacağımız bir nokta var…

Kötülük her zaman vardır!

Kötüler hiç unutmaz ve vazgeçmezler…

Onlar varlıklarını sürdürmek için hiçbir şeyden çekinmez, korkmazlar.

Kendilerini kurtarmak için bir çareleri, plan ve projeleri vardır.

Bunlardan kurtulmak, sıyrılmak kolay değildir.

Bunları aklıma getiren izlediğim, 1977 üretimi bir Amerikan Filmi…

Zaten yıllardır başka ülkelerin kaliteli üretimlerini hiç bize seyretmediler ki!

Ama faydaları da var…

Örneğin Amerika halkının (!) nasıl ilgisiz, nasıl bencil, nasıl sahtekar olduklarını da öğrenmiş oluyoruz.

Ama buna karşılık filmcilerin, yani algı yaratıcıların nasıl kafamıza ‘Amerika rüyasını’, hatta ‘milliyetçi’ yapısını da…

İzmir Namık Kemal Lisesi’nde tarih öğretmenimizin ‘Bakın çocuklar, mutlaka ve mutlaka her Amerikan fiilminde mutlaka Amerika bayrağı vardır ve onu bir şekilde ‘gururla’ dünyaya gösterirler” mealen anlatarak önemli bir noktaya dikkatimizi çekmişti…

Jack Starrett’in yönettiği 1977 yapımı filmde (Büyük Yemin), bir Amerikan kasabasının şerifi ele alınmış.

Eşini öldüren pusudan bir sene sonra olayı araştırmak isteyen şerif, yasaların kimlerden yana olduğunu çaresizce görüyor.

Adamlar, kötüler tabii ki işlerini gayet düzgün şekilde sürdürüyorlar.

Fakat diğer tarafta fakirlik- fukaralık sürüyor.

Vergilerden, işsizlikten bunalanlar, geçim sıkıntısı çekenler, olayları gözlerinin önündeki olayları görmeyenler ve zorbalar…

Herkes seyirci!

İşte Amerika buydu…

Söylenenleri, doğruyu anlamayanlar da var…

Sonuç mu?

Bizim ‘Dürüst’ ve ‘idealist şerif,’ yani ‘Doğrucu Davut!’ filmin sonunda tam gün yüzü görüyor ki, kötüler hesabını görüyor…

Zamanın son model aracıyla havaya uçuruyorlar.

Ama kasaba halkı vefalıymış (!)

Öldüğü yere, bir tabela dikip ‘Kahramanlığını’ övmüşler…

Kötüler ise ‘şerefe’ diyerek, yol almaya, varlıklarını katlamaya devam ediyorlardı…

İşte Trümp’un Amerikası böyle idi..

Ha sahi, bu Amerikan kovboyunun dedesinin, babasının ve kendisinin mesleğini internetten bulup irdeleyebilirsiniz…

 

*- KÜÇÜK ÖLÇEKLİ

‘Yeşil Yakalı İşçi olarak kendine tanımlayan Merve Bozdemir Akçil şöyle diyor:

“Gıda güvenliği ABD dış politikasında bir’“ulusal güvenlik’ başlığı olarak ele alındığında, Venezuela ile son dönemde yaşanan gelişmelerin yalnızca siyasi otorite ve petrol kaynakları ekseninde değil; tedarik zinciri güvenliği, arz çeşitlendirmesi ve lojistik yakınlık gibi daha geniş amaçlarla da ilişkilendirilebileceği düşünülmeli midir?”

Bakalım sorunun ardından ne geliyor?

“ABD’nin tarım-gıda ithalatında meyve-sebze, alkollü içecekler ve işlenmiş gıdalar belirgin ağırlığa sahiptir;

2024’te ayrıca sığır eti ithalatındaki artış, kakao/kahve gibi tropikal ürünler ve biyoyakıt talebiyle bağlantılı bitkisel yağ ithalatı dikkat çekmektedir.

Bu ithalat yapısında Meksika, Kanada, AB ve Güney Amerika ülkeleri başlıca tedarikçiler olarak öne çıkmakta; ancak Venezuela da küçük ölçekli olmakla birlikte ABD açısından tamamlayıcı bir hat sunabilecek unsurlar barındırmaktadır.

Nitekim Venezuela’nın 2024’te tarımsal ihracatının yaklaşık %60’ını ABD’ye gerçekleştirdiği ve bunun yaklaşık 173 milyon $ düzeyinde olduğu; ana kategorinin de deniz ürünlerini kapsadığı bilinmektedir.

Bu hacim ABD’nin toplam ithalatı içinde sınırlı bir paya karşılık gelse de Karayipler üzerinden ABD pazarına yakınlık ve soğuk zincire uygun ürünlerde lojistik avantaj yaratma potansiyeli nedeniyle stratejik bir tamamlayıcılık alanı oluşturabilmektedir.

Benzer biçimde, Venezuela’da Llanos merkezli sığır yetiştiriciliği potansiyeli, uygun standartlar ve altyapı koşulları sağlandığında et ve süt tedariki açısından ilave bir kapasite oluşturabilecektir.

 

*- HAİNLİĞE KADAR

Fakat Venezuela tarımında üretim; dizel, tohum ve diğer girdilerin yüksek maliyeti, makroekonomik istikrarsızlık ve finansmana erişim güçlüğü nedeniyle baskı altındadır.

Bu çerçevede ABD’nin teknoloji, girdi tedariki, finansman ve lojistik altyapı alanlarında fonlayıcı bir rol üstlenmesi, Venezuela’da verimliliği ve sürdürülebilirliği artırarak üretim kapasitesinin daha öngörülebilir hale getirilmesini sağlayabilir mi?

ABD açısından bu tür bir yaklaşım, belirli ürün gruplarında tedarik kaynaklarını çeşitlendirme, arz şoklarına dayanıklılığı artırma ve bazı kalemlerde maliyet/tedarik riskini azaltma gibi dolaylı kazanımlar üretebilir mi?

Ayrıca Venezuela’da toplam 92 milyon hektar arazi varlığının yarısından fazlasının tarıma uygun olduğu; buna karşın yaklaşık 31 milyon hektarın kullanıldığı ve ekim alanlarının görece sınırlı kaldığı ifade edilmektedir. Bu potansiyelin üretime dönüşmesi ABD'nin gıda ihtiyaçlarının karşılamaya yönelik uyguladığı stratejilerden bir tanesi olabilir mi?”

Herhalde uzun süre petroldan tutun da, gıdaya, hatta hainliğe, vefaya kadar çok konu üzerinde yorumlar okuyacağız

 

*- AİLE TOPLANTISI

‘Doğan Cüceloğlu’nun kitaplarındaki örneklerle fark etmiştim.

Zamanla biz de kendi ailemizde, düzenli aralıklarla aile toplantıları yapmaya başladık!’ diyen Salime Funda Akçakaya, bence günümüz için çok önemli bir noktaya dokunmuş..

‘Aile toplantısı’ deyince akla resmi, sıkıcı ortamlar gelmesin!

Bu; anne, baba ve çocukların bir araya geldiği, herkesin söz aldığı, duygu ve beklentilerin açıkça konuşulduğu samimi bir sohbet alanı…

Devam edelim:

“İlk zamanlar çocuklar çok anlam veremedi, toplantılar kısa sürdü.

Ama yaşları büyüdükçe ve söz haklarının gerçekten olduğunu gördükçe, aile toplantıları onlar için de anlamlı hale geldi.

Şimdi bazen gündemi kendileri belirleyip, “acil aile toplantısı” çağrısı yaptıkları bile oluyor.

 

*-

Genellikle aylık yaptığımız bu toplantılar, yılın ilk buluşmalarında daha da keyifli oluyor.

Çünkü o toplantılarda yılın hedeflerini konuşuyoruz.

2026 yılının ilk aile toplantısını da bu hafta sonu yaptık.

Ve bu yıl için aile kelimemizi “Disiplin” olarak seçtik.

Geçtiğimiz yılın kelimeleri olan “Hareket” ve “Bereket” in doğal bir devamı olduğunu söyleyebiliriz.

Bu yıl kendimize şu başlıklarda hedefler koyduk:

• Zaman yönetiminde disiplin,

• Para yönetiminde disiplin,

• İlişki yönetiminde disiplin,

Herkes fikrini özgürce dile getirdi.

Elbette harçlık konusu açılınca, çocukların gözleri bir anda parladı. Zam talepleri havada uçuştu.

Bu hoş, bol çığlıklı aile sohbetimiz tatlı ikramı eşliğinde son buldu…”

Güzel ve önemli bir paylaşım…

Umarım bazılarımızın bu konuda gözlerinin açılmasını gösterir…

Ailelerimizi de unuttuk, dostlarımızı da…

Yılların spor yazarı Gürkan Ertaç bana bir video göndermiş, ‘Eski dostlar!’ şarkısını içeriyor.

Dinledikçe duygusal oluyorsunuz!

Aile ortamları da buna müsaittir…

Neden bu anlatılan uygulamayı değerlendirmeyi düşünmüyoruz?

‘Aptal Kutusu’ olarak adlandırılan televizyonlar için mi, acaba?

Yok işte, yok!

Sana hiçbir şey vermeyen bu kutulardan artık uzak durmanın zamanı gelmedi mi?

 

*-

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği