Telefon
WhatsApp
Kalp naklinin mucidi Dr. Bernard’tan sonra bir Türk
*- BİR ‘BİLİM ÇINARIMIZI’ KAYBETTİK   İlhan Karaçay’ı yılardır tanırım ve yazılarını beğenerek okurum. Birçok tanınmış medya grubunun Amsterdam ve Hollanda muhabir ve temsilciliğini yürütüyor. Kaç kez kendisinden ve Türk toplumunu yakından ilgilendiren ‘atlatma’ ve ‘Bilgilendirme’ haberlerinden söz etmek istedim ama mutlaka önemli bir olay bunu önledi, bugün olduğu gibi. Ankara’da bir terör olayı yaşandı. Arka arkaya patlamaların olduğu Başkent’teki öğleden sonraki ekonomik ve stratejik tesisimiz TUSAŞ’a yapılan saldırıda beş insanımızı kaybettik. İkisi ağır, 20 insanımız da yaralandı. 17 bine yakın personelin çalıştığı TUSAŞ’ın büyüklüğünü düşünün. İmal ettikleri de yüksek teknoloji ürünü, dünya çapında bir eserimiz, 1970’lerden bu yana… Benim bugün anlatacağım da, Hollanda’da yaşayan, ‘muhteşem’ olarak adlandırılan bir Türk’ümüzü de, Prof. Dr. Zülfikar Aytuğ’u 100’üncü yaşında kaybetmemiz. Yetiştirdiği onlarca öğrencisinden 100’ü dünyanın en iyi cerrahları arasında sayılıyor.   *- 30 BİNİN ÜZERİNDE   Kalp naklinin mucidi Dr. Bernard’tan sonra, ‘en iyi kalp cerrahı’ olarak gösterilen, aynı zamanda başarılı bir ressam olan Prof. Dr. Zülfikar Aytuğ’u kaybettik. İlhan Karaçay’dan öğrendiğime göre; 30 binin üzerinde kalp, damar ve akciğer olayına müdahale eden Prof. Aytuğ’un ölüm haberi Hollanda medyasında geniş yer aldı. Aytuğ’un ölüm haberi Hollanda medyasında da geniş yer aldı.   *- ELAZIĞ’LI İDİ   1924 yılında Elazığ’da doğan Zülfikar Aytuğ, İstanbul Tıp Fakültesi’nde 3 yılı tamamladıktan sonra, Ankara Tıp Fakültesi’nden teğmen doktor olarak mezun oldu. Gülhane Tıp Akademisi’nde çalıştı. Daha sonra Albay rütbesiyle emekli olan Aytuğ 1954 yılında Hollanda’ya geldi. Uzman hekim doçent ve profesör unvanlarıyla binlerce hastanın, kalp, damar ve akciğer olayına müdahale etti. Aynı süre içinde Leiden Güzel Sanatlar Akademisi Resim ve Heykel bölümüne devam etti. Leiden Akademi Hastanesi’nde ‘isimlerinin açıklanmasını istemeyen’ birçok ünlümüzün de doktoru olan Prof. Altuğ hasta- hekim ilişkilerine de büyük önem veriyordu.   *- ‘TÜRK DOKTOR İSTEMEDİ!’   Ama bir gün, bir Hollandalı hastaneye geldi. Önemli ve riskli bir ameliyat olması gerekiyordu. Kendisini ameliyat edecek olanın Dr. Zülfikar Altuğ olduğunu öğrenince, ‘Ben bir Türk doktora kendimi teslim etmem, ameliyatımı onun yapmasını istemiyorum!’ diyerek diretir Hollandalı hekimler, ‘Biz senin ameliyatının sorumluluğunu üzerimize alamayız. Seni şu an dünyada ameliyat edecek iki üç doktordan biri de şansın varmış bizde ve de Türk’ derler. Prof. Altuğ da, ressamlığın verdiği yetenek ile birçok hastasına yaptığı gibi, resim kareleri ile ne yapacağını anlatır ve ikna eder. Sonuç mu? Bizim tabirimizle ‘Turp’ gibi olan Hollandalı hasta manav, bir yıl süreyle her gün bir kasa sebze ve meyveyi gün atlamadan kendisine göndererek, minnetini ifade etmek ister.   *- ‘ZOEF’ OLARAK TANINIYORDU   Hollanda’da, ünlülerin köyü olan Wassenaar’da ikametini sürdüren Aytuğ, bu yılın 1 Mart günü 100 yaşına ulaşmıştı. Kendisine ‘Zoef’ denilen bu dünyaca ünlü cerrahımız 78 yaşına kadar ameliyatlarını gerçekleştirdi. Aytuğ’un ölümü Hollanda medyasında da geniş yer aldığını yazmıştım. Şimdi size tanınmış gazeteci Wout de Bruijne’nin haberinde bazı pasajlar alacağım, örneğin ‘Zoef’ in açıklamasını… Prof. Zülfikar Aytuğ 92 yaşında kalp krizi geçirince bir süre hasta oluyor. LUMC’ye geldiğinde, kardiyoloji başkanı ve eski asistanlarından biri olan Martin Jan Schalij onu ‘Hey, Zoef!’ diyerek karşılıyor. Bu, Zülfikar’ın kısaltması ve yüksek çalışma temposuna atıfta bulunarak Fabeltjeskrant’taki hızlı tavşanın adı. Bu isim, ‘Zoef’ sözcüğü, özellikle 20. yüzyılın ortasından sonuna kadar kalp cerrahisi dünyasında unutulmaz bir yeri olan Prof. Dr. Zülfikar Aytuğ böyle tanınır. Bu arada ben de bir özelliğinden söz edeyim: Kiminle görüşürse görüşsün, dünyaca ünlü bu doktorumuz, konuşmasının bir kısmında mutlaka ‘Türkçe’ sözcük ve cümleleri ‘Bilinçli’ bir şekilde araya sokmaktadır, Türk olduğunu böylece göstermektedir.   *- ANNESİNİ KIRMADI   Zülfikar Aytuğ annesinin isteği üzerine doktor oluyor. Kardeşlerinden biri Hollanda’da Türk büyükelçisi oluyor. Onun sayesinde, ya da yönlendirmesi ile stajlarını LUMC’de, kalp cerrahisi öncüsü Profesör Gerard Brom’un yanında yapıyor. Türkiye, kendisinin masraflarını ‘Bir çeşit burs’ olarak karşılıyor. Ama LUMC’deki eğitim ve stajı bitince, ‘Ülkeye geri dönme’ şartını koyuyor. Bu kendisinin ordumuzda ‘Tabib Albay’ olarak görev yapmasına kadar gidiyor. Ama Hollanda’da LUMC’de tanıştığı hemşire Marja van Wielink ile evlendiği için ordudaki görevi sona eriyor. ‘Yabancı bir kadınla evlendiğinizde Türkiye’de orduda görev yapamazsınız.’ deniliyor. Prof. Zülfikar, 1954’te Hollanda’ya geliyor, Profesör Brom’la ilerleyen mesleğinde, 1988 yılına kadar çalışacağı Leiden’deki hastaneye geri dönüyor. Daha sonra OLVG’de on yıl daha çalışarak 78 yaşına kadar ameliyatlar yapıyor. Prof.Zülfikar, bu arada Amerika’da ünlü kalp cerrahı Denton Cooley ile birlikte gerçekleştirdiği kalp nakilleri ve baypas ameliyatlarını da kızı Ayla’ya anlatıyor, o da Hollandalı gazetecilere…   *- MARMARİS GÜNEŞİ   Günlük meyve, taze bir greyfurt, 100 yaşındaki Zülfikar’ın uzun yaşamının bileşenlerinden biri olarak belirtiliyor. Ayrıca, sabah yedide kalkma ve saat sekizi çeyrek geçe ameliyathanede olma gibi sıkı disiplini de. Gülerek ekliyor: ‘…Ve her yaz gittiğimiz Marmaris güneşi.’ Prof. Maarten Vink, ‘AZL/LUMC’de cerrahi eğitimimden sonra Thorax Cerrahisi bölümünde, Prof. Gerard Brom’un yanında, 8 aylık bir ‘lisansüstü’ süreci yaşama şansına sahip oldum. Ve o dönemde aramızdaki belirgin ‘bağ’ nedeniyle ‘Zuf’ ile çok yoğun bir temasım oldu. O dönemde ondan çok şey öğrendim. O, her zaman hastayı merkezde tutardı ve onu hiç gerçekten kızgın görmedim. Bir ameliyata yardım ederken yaptığı ‘görsel eğitimini’ asla unutmayacağım. Daha sonraki cerrahlık pratiğimde onun birçok ‘triklerini’ ve “bunu böyle yapmalısın” tavsiyelerini kullandım! Eşsiz ve güzel bir insandı!’ diyor. Dr. A.P. Varekamp’ın söyledikleri ise şunlar: ‘Anestezi asistanı olarak eğitim aldığım ve daha sonra AZL’nin thorax bölümünde en genç ekip üyesi olarak çalıştığım dönemde, Zülfikar ile çalışma ayrıcalığına sahip oldum. O, az kelimeyle çok iş yapan bir adamdı. Kalp cerrahı olarak yeteneklerinin yanı sıra, akciğer cerrahisinde ondan daha iyisi yoktu. O, özel bir adamdı. Onu çok severdim ve az kelimeyle mükemmel bir şekilde işbirliği yapabilirdik. O, harika bir insandı. Haroen Dilrosun ve birçok ünlü doktor, bizim Prof. Dr. Zülfikar Aytuğ’u met ede ede bitiremediler. Ben de ‘Nurlarda yatsın’ diyorum…   *- SIRADAN OLMAYAN BİR MEYVE; İNCİR   Sıradan olmayan, dünyaca ünlü bir doktorumuzdan söz etmeye çalıştım Amsterdam’da yaşayan Türk Gazeteci İlhan Karaçay’dan aldığım bilgilerle. Şimdi de size bazılarımızın ‘Yemiş’ ya da başka isimler de verdiği İncir’den söz edeceğim. Geçenlerde, bir okuyucumun ‘Sakın evinize incir ağacı dikmeyin!’ uyarısını ve nedenlerini yazmıştım. Tabii buna büyük tepki gelmişti. ‘Evinizin köküne incir ağacı’ndan falan söz etmeyeceğim. Şöyle diyorum: İncir sıradan bir meyve değildir, aslında bir meyve bile değildir! Teknik olarak incirler; ters çiçeklerdir. İncir ağaçları; badem ve kiraz ağaçları gibi diğer meyve ağaçları gibi çiçek açmaz. İncirlerin çok ilginç bir hikayesi vardır. Öncelikle, teknik olarak bir meyve değil, doğanın bir kural ihlalidir. Üremek için kurban edilmiş bir eşek arısına veya içinde ölen bir böceğe ihtiyaçları vardır. İncirler; incir olarak bildiğimiz kırmızı renk tonları olan bu büyük koyu kozanın içinde açan ters çiçeklerdir. Her çiçek ‘aquenyum’ adı verilen tek bir ceviz ve tek bir tohum üretir. İncir çeşitli bitkilerden oluşmaktadır ve bu özelliği çıtır dokuya etki etmektedir. Aslında bir incir yediğimizde yüzlerce meyve yemekteyiz.   *- İNCİR OLMADAN YAŞAYAMAZLAR   Ancak en inanılmazı incir çiçeklerinin üremek için ihtiyaç duyduğu özel tozlaşma sürecidir. Diğer meyvelerde olduğu gibi arıların rüzgarla polen getirmelerine bağlı değillerdir. Bu sebeple incir arısı olarak bilinen özel bir arı türüne ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu arılar, incirin büyümesi için gerekli genetik materyallerini taşır ve incirlerin çoğalmasını sağlamaktadır. İncir arıları; incir olmadan yaşayamaz çünkü larvalarını meyvenin içine bırakmaktadırlar. Bu ilişki ortak yaşam veya karşılıklılık olarak bilinmektedir. (Not: İncir, dişi ve erkek ayrı ağaçlardır. Erkek incirin meyvesi yenmez. İncirin olabilmesi için döllenmeye ihtiyaç vardır. Bu yüzden incir ağaçlarının arasına ilek asılır. İlek erkek incirdir. Döllenme için mutlaka ileke, her türlü sinek ve arıya ihtiyaç vardır. Hatta bazı yerlerde ilek borsası kurulur.   *- DÖLLENME BİTİNCE   İncirde döllenmeden sonra ilk giren incirin enzimi ile yok olur. Yumurtalar ise larvanın sineğe dönüşmesinden sonra o delikten çıkar. İçerde kalmaz. Döllenme bitince incir oluşmaya başlar.   *- FORD’ÇU ve MAN’CI!   İstanbul'a giden fordcu yolda gördüğü kırmızı manları sollar. Düşünür kendince, ‘bunlar neden yolda yavaş gidiyor?’ diye. Fordcu bir tesiste yemek molası verir. Tesisin parkında dinlenmekte olan mancıları görür yanlarına gider. ‘Arkadaş siz neden yolda yavaş gidiyorsunuz?’ diye sorar. Mancı da, ‘sen hiç Podyumda Koşan Manken Gördün mü, Arkadaş?’ Diyerek Gülümser…   *- ŞOFÖRLER MEMNUN   Milas ve Muğla bölgesinden gelen dolmuşlar ile havalimanı transferi yapan otobüslerin son durağı artık Eski Otogar oldu. 3 yıldır çift dolmuş çilesi çeken yolcular ile şoför esnafı, uygulamadan son derece memnun.  
Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği