Telefon
WhatsApp
HİLTON OTELİ HASTANE OLUYOR

*- 36 YILDAN SONRA

 

1929’dan 1965’e kadar, 36 yıl imlâ kuralları değiştirilmedi.

Bu gelenek, 1965’de basılan, başına ‘yeni’ kelimesi eklenen, ‘Yeni İmlâ Kılavuzuna bazı değişiklikler getirilerek, bozuldu, O zaman kadar olan, oluşmuş gelenek de sarsıldı.

Söz gelişi, 1965’e kadar düzeltme işaretiyle yazılan; lâstik, klâsik, plân, lâtin gibi kelimelerden, ‘düzeltme işareti’ kaldırıldı.

1965’e kadar, ayrı yazılan; ‘baba tatlısı’, ‘mine çiçeği’, ‘salkım söğüt’ gibi sözcükler birleştirildi.

Şunu da ilave edeyim:

Yine 1965’e kadar, arabasiyle, ordusiyle, yazılan kelimeler, ‘arabasıyla, ordusuyla’ yazım kılavuzuna alındı.

Ve ‘maalesef’ mi desem, yoksa ‘iyi mi oldu, desem?’ mi bilemiyorum, bildiğim, artık ‘yerleşik düzen’ sık sık değiştirildi.

Öyle ki, sese bağlı, kökene bağlı, geleneğe bağlı imlâ düzeni değişebiliyor.

Özetle ya da kısaca;

"Gâvur" kelimesi, Türkçede ‘kâfir’ anlamına gelir ve genellikle inançsız veya farklı bir dinden olan kişileri tanımlamak için kullanılır.

Ancak, bu kelimenin kullanımında dikkatli olunması gerektiğini belirtmek isterim, çünkü olumsuz ve aşağılayıcı bir anlam taşıyabilir.

Dilimize ve birbirimize saygılı olmak her zaman en iyisi, değil mi?

Anlamını bilmediğimiz, kulaktan dolma bilgi ve sözlerle kesinlikle karşımızdaki tanımadığımız kişiyi aşağılamayız…

 

*- GÖÇMENLERİN YAŞADIĞI ZORLUK

 

Prijepolje’nin neredeyse tamamının Türk şehri olduğunu, bu yüzden adının değiştirildiğini, Osmanlıca karşılığının ise ‘Prepol’ olduğunu anlatmıştım.

Doğan Poroviç Prepol’un durumu, göçmen ailelerin karşılaştığı zorlukları ve bürokratik engelleri gözler önüne seriyor.

Yugoslavya'dan Türkiye'ye yapılan göçlerin, yaşanan zorlukların ve yeni bir hayata başlama çabasının izlerini sürmeyi bırakmayan Doğan kardeşim, elindeki resmi belgelerin, ‘sadece bir ailenin değil, aynı zamanda bir dönemin ve bir coğrafyanın hikayesini anlattığını’ belirtiyor.

Söylediğine göre:

‘Geçmişin izlerini sürmek, ailemizin ve dolayısıyla kendi kimliğimizin köklerine inmek, hepimiz için önemli bir yolculuk. Bu yolculukta karşılaştığımız her belge, her bilgi parçası, geçmişle kurduğumuz bağı güçlendiriyor ve geleceğe daha sağlam adımlarla ilerlememizi sağlıyor.’

Beğendiğim lafı da şöyle:

‘Tarih, sadece kitaplarda yazanlardan ibaret değil, aynı zamanda ailelerimizin, sevdiklerimizin hikâyelerinde de saklıdır.’

 

*- DÜNYANIN DURUMU

 

Şimdi de, Rigmor Boen’den alıntı ‘farkındalık’ yaratan ilginç bir yazıyı, enteresan bir analizi paylaşayım:

Yazı İsveçli bir psikolog olan Wirsén Psykologi'den. 

“Zelensky ile Trump arasında gerçekleşen görüşmeye ilişkin sözlerini paylaşmadan edemedim.

Bunu anlamak çok önemli.

Şunu okuyun:

‘Bugün, Trump Oval Ofis'te Zelenskyj'yi açıkça aşağıladığında, narsisistik güç kullanımı ve psikopatolojinin neye benzediği acı bir şekilde ortaya çıktı.

Dünyanın akredite gazetecilerinin önünde Zelenskiy'e ‘saygısız’ dedi, sadakatini sorguladı ve ABD desteğini hak etmediğini ima etti.

Bu da yetmezmiş gibi, Zelenskiy'nin üçüncü bir dünya savaşına neden olabileceği uyarısında bulundu - tehditlerin bir kontrol aracı olarak kullanıldığı klasik bir psikopatolojik özellik.

Bu sadece kötü bir diplomasi gösterisi değil, narsisizm ve psikopatlıkla karakterize edilen bir güç gösterisiydi.

 

*- ‘YUH!’ DESEK Mİ?

 

‘Trump Zelenskyj'den minnettarlık ve hayranlık göstermesini bekledi.

Bu gerçekleşmeyince de onu alenen cezalandırdı.

Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler kendi imajlarını sorgulayamazlar ve aşağılanmayı bir savunma olarak kullanırlar.

Olası bir felaket için birini suçlamak klasik bir psikopatik taktiktir. Zelenskiy'in ‘3. Dünya Savaşı ile oynadığını’ söyleyerek suçu onun üzerine atarken, kendisini felaketi önleyebilecek tek kişi olarak konumlandırıyor.

 

*-  GÜÇ OYUNU

 

Zelenskyj tarafından meydan okunduğunu hisseden Trump toplantıyı aniden iptal etti.

İstikrarlı ve stratejik bir lider durumu diplomatik bir şekilde ele alırdı, ancak psikopatik özelliklere sahip bir kişi kendi kontrolünü kaybetme duygusuna dayanarak içgüdüsel olarak tepki verir.

Peki bunu basına neden yaptı?

İşte bu yüzden narsistler ve psikopatlar güçlerini toplum önünde göstermeyi severler.

Zelenskiy'i dünyanın önünde küçük düşürerek, sadece ona değil, tüm liderlere ve halklara bir sinyal gönderiyor:

‘Ben karar veririm ve kim itaatsizlik ederse ezilir!’

Bu gördüğümüz şey sadece bir başkanın uygunsuz davranması değildi. Narsist ve psikopat liderlerin güçlerini ortaya koymak için aşağılama, korkutma ve manipülasyonu nasıl kullandıklarının ders kitabı niteliğinde bir örneğiydi.

Ve tıpkı yıkıcı ilişkilerde olduğu gibi, bu asla inşa etmekle ilgili değil, kontrol etmekle ilgilidir.

Peki anlaşma neden minerallerle ilgiliydi?

Tesla kullanmak için ne gerekir?

Narsistler, diktatörler ve psikopatlar birbirlerini idealize eder ve kutsal olmayan ittifaklar içinde birbirlerinin sırtını kaşırlar.

Trump artık özgür dünyanın lideri olduğunu iddia edemez.

Bugünkü eylemleri onu demokratik devlet adamları arasına değil, tarihteki diktatörler arasına yerleştirmektedir.

Gerçek bir lider saygı ve diplomasi yoluyla ittifaklar kurar; bir diktatör ise tehdit, korku ve aşağılama yoluyla yönetir.

Dünyanın kaderi söz konusu olduğunda, aradaki farkı görmezden gelmemeliyiz.

Bugün bir başkan değil, gerçek zamanlı bir despot gördük.’

Rigmor Boen’den alıntı işte aynen böyle!

 

*- HEPSİ SOYTARI

 

Zelenskiy'i ilk günden beri ‘soytarı’ olarak gören ve adlandıran, Rusya’nın gücünü kendi lehine çevirip, batıyı ve Amerika’yı kendi zenginliğini sağlamak için kullanan biri olarak gördüğümü yazılarımı takip edenler bilir.

Bir gün ibre dönecekti.

Döndü de…

Rusya ile Amerika, Suriye ve Ukrayna başta olmak üzere birçok konuda anlaştılar.

Bu konuşmalar, el koymalar, tehditler, paylaşımlar bir noktada belli.

Trump da açık ve net ‘güç zehirlenmesi’ yaşayan Zelensky’ gibi bir başka soytarı…

Ama şunu da anımsayalım:

Fakat ne yazık ki Londra’da dün akşam biten EU liderler toplantısında tek bir kelime ile bile bu saygısızlığına değinilmedi…

Al birini vur diğerine…

Dünyanın durumu bu işte!

 

*- ‘GÖZTEPE HER YIL ŞAMPİYON OLURDU!’

 

Altaylı Prof. Dr. Mehmet Erduran ‘futbolcu hastalığı’ adı verilen kalça kireçlenmesinden Göztepe ve Beşiktaş’ın İzmirli milli golcüsü Nihat Yayöz’ü ameliyat edecek.

Şifa diliyorum.

Nihat Yayöz böylece ‘yürüme sıkıntısından, ağrılarından’ kurtulacak.

Hem Beşiktaşlı Nihat Yayöz’e, hem de Altaylı Prof. Dr. Mehmet Erduran hocaya, ‘Neden İzmir’in Ege’nin değerleri ulusal televizyon ve medyada yer almıyor?’ diye sorduğumda, ‘efsane futbolcu Beşiktaşlı Kel Nihat şu yanıtı verdi:

‘Göztepe Türk futbolunu Avrupa’da derece yaparak duyurduğu günlerdeydi. Aynı konu gündeme geldi, yıllar önce.

Hiç unutmuyorum, bir yönetici şöyle demişti:

‘Göztepe İstanbul’da olsa, İstanbul takımı olsaydı, her yıl şampiyon olurdu!’

Bilmem sorunun yanıtını verebildim mi?

Aynı sorun yalnız İzmir’in değil, tüm Anadolu’nun…

İşte bir örnek de Bursa’dan…

Bursalı milli futbolcularımızdan Sedat Özden bakın ne demişti?

 

*- BURSALI KAPTAN

 

Bursalı Milli Futbolcu Sedat Özden anlatıyor:

‘Milli Takım Kaptanlığı meselesinde Fatih Terim'in bırakmasının ardından takımdaki en kıdemli oyuncu olmama rağmen İstanbul Basınında hiç ismim geçmiyordu, tüm isimler İstanbul takımlarındandı...

Coşkun (Özarı) abi odasına çağırdı;

‘Sakın gazetelere bakma, Milli Takım kaptanlığını hak eden sensin’ dedi.

‘Hiç fark etmez Coşkun abi, buraya gelen herkesi kaptan olarak görüyorum ben’ dedim.

‘Eğer arzu eden bir arkadaşımız varsa, ben onun arkasında sahaya çıkmaktan gurur duyarım’ dedim.

Sonra takım yemeğinde arkadaşları topladım.

‘Hepimiz milli takım oyuncusuyuz, hiçbirimizin bir farkı yok, eğer biri kaptanlık istiyorsa ben onun arkasında hiç gönül koymadan sahaya çıkarım’ dedim.

Onlar da, ‘Bu takımın kaptanı sensin’ dediler.“

İşte bu!

Acaba bu liyakat, bu anlayış halen devam ediyor mu?

 

*-  HAYATLA BARIŞMA

Şimdi de size, Moris Karmona’nın yazdığı bir kitaptan, ‘Morhis’ten söz edeceğim.

Bu kitap, ülkemizde yaşayan Otizmli Moris Karmona'nın anılarını bizlere sunuyor.

Kitap, Otizm farkındalığına fayda sağlayacak bu çalışma, toplumsal anlayışı güçlendirecek ve birçok aileye de ilham kaynağı olacak.

Sanatın pek çok alanında gördüğümüz Moris Karmona belirttiğim gibi bir otizmli.

Köşesine çekilen biri değil, başta ‘Kedi Otizm Derneği’ olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşunda aktif olarak görev alan şiirden tiyatroya, konserden yazın dünyasına her alanda başarılı olan biri.

 

*- ANLAMAK LAZIM

 

Moris ile hayatını konuştuk;

- Otizm tanısını nasıl aldın?

“Çocukluğumdan beri çok hiperaktiftim ve yerimde duramıyordum. Özellikle sürekli evin içinde koşuyordum. Oturma odasında da duvarlar arasında gidip duruyordum.

Anaokulundayken bazen öğretmenin sorularına cevap veremiyordum. Öğretmenlerin sürekli aynı oyuncaklarla oynamama engel olmasına üzülüyordum.

Gittiğim anaokulu iki katlıydı.

Zemin katındayken en sevdiğim oyun olan, ‘el ele tutuşalım halkaya karışalım’ adlı oyuna dahil olmak istediğim anda, başka bir öğretmenin engel olmasından dolayı, bağırıp kendimi hırpalamaya ve kapının camlarını yumruklamaya kalkışmıştım ki, Hüseyin Nazlı Hocam bir nebze de olsa beni sakinleştirmişti.

Bazı yiyeceklere karşı çok allerjim vardı, yapılan bazı yemekleri yemeyi reddederdim.

Rahmetli annemin yaptığı börekleri okulda benim için yapılan patates kızartmalarını yiyerek bu sorunu aşmıştık.

Su alımında da çok hassastım.”

 

*- ÜZÜLÜNCE, KIZIYOR!...

 

Otizmli Moris Karmona'nın anılarını anlatmaya devam ediyor:

‘Anaokulundayken resim derslerini severdim ama ‘bazı malzemeleri paylaşmak istemiyor’ olmama rağmen, diğer çocukların bu malzemeleri almak istemelerine, hem üzülüp hem kızmış hem de kendimi yere atmaya kalkışmıştım.

Okulda çok sıkılıyordum ve aklım hep evde olan annemdeydi.

Çünkü ‘ona kötü bir şey olursa ne yaparım?’ diye düşünüyordum.

Bu benzeri olaylar nedeniyle, 1986 yılında otizm tanısı aldım.’

 

*- EPİLEPSİ DE OLDU

 

Moris Karmona, 28 Temmuz 1982 İzmir doğumlu.

İlkokulu Alsancak Gazi İlkokulu’nda orta eğitimimi Özel Deniz Lisesi'nde tamamladı.

Lise’yi Açık Öğretim Lisesi'nde okudu.

Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Uluslararası İlişkiler mezunu.

O yıllarda otizme, epilepsi de ekleniyor.

2004 yılının 19 Şubat günü annesini kaybettikten sonra hayatı değişti.

Hayatını değiştiren olay ise 2005 yılında ev sahipliğini İzmir'in yaptığı

Üniversite Yaz Spor Oyunları Organizasyonu'nda gönüllü olarak görev alması oldu.

 

*- İNGİLİZCE TİYATRO

 

“Üniversite organizasyonundan bir süre sonra tiyatro kurslarına başladım.

Aslında ilk tiyatro deneyimim 1992-1993 yılında Özel Deniz Lisesi'nde İngilizce tiyatro kursundadır.

2015'te Karşıyaka Halk Eğitim Merkezi Türk Sanat Müziği Kursuna gittim.

Sonra Sivil Toplum Kuruluşları'nda gönüllü olarak çalışmaya başladım.’

 

*- ‘ÖDÜLLÜ’ KİTABI VAR

 

- Bu arada ödüllü bir kitap ta yazdın!’

“2023 yılında Kedi Otizm Derneği’nin toplantısından sonra yönetim kurulu üyelerinden Ebru Hanım ‘bir kitap yazsan’ demişti ve ben de yazmaya karar vermiştim.

Kitabımda yaşadığım akran zorbalıklarını, en kötü anılarımı tek tek kronolojik halinde yazdım.

Tarihleri ve hatırlamış olduğum bazı olayları hafızamda tutabiliyorum. Yazın serüvenim Veysel Çolak yönetimindeki Karşıyaka Belediyesi Şiir Atölyesi'ne gitmemle başlıyor.

2015 yılında Dünya Şiir Günü'nün kutlandığı 21 Mart günü Özel Deniz Lisesi'nden çok saygıdeğer Hidayet Karakuş Hocamın aracılığıyla tanışmıştık kendisiyle.

Artık sadece şiir değil gazetede köşe yazıları da yazıyorum.’

 

*- HEPİMİZ İSTİYORUZ

 

- Kedi Otizm Derneği’nden söz edelim?’

“Özellikle kabul, eşitlik, istihdam konularında çalışan Kedi Otizm Derneği'nin kurumsal iletişim sorumlusuyum.

Bir gün Serap Dikmen Ahmetoğlu Hanım'la Hilltown’daki kahve dünyasında buluştuk.

Serap Hanım dernek kurmaya karar vermişti.

Ben de kendisine otizmli anneler için ‘imza günü’ düzenleme önerisinde bulunmuştum.

Karşıyaka Belediyesi'nin çalışanlarıyla kendisini tanıştırma sözü vermiştim.

Bu kapsamdaki tüm etkinliklerin Kedi Otizm Derneği kurulduktan sonra gerçekleştirilmesi kararına varmıştık.

Daha sonra Kedi Otizm Derneği'ne üye oldum.

Otizm Derneği'nin zoom toplantılarında tüm okullarda özel bireylere yönelik empati eğitimi yapılmasından yana olduğumu belirttim.

Asla pes etmeden, mücadele etmenin önemini vurgulayarak, arkadaşlarımızı seçerken nasıl ve nerelere dikkat etmekte olduğumuz konularına değindim, bu konularda özellikle dikkatli olmaya özen göstermeleri gerekliliğini anlattım.”

Moris Karmona artık otizmlilere yönelik hiçbir ayrımcılığın yapılmamasını istiyor.

Hepimiz istiyoruz!

 

*- HASTANE YAPILMASINA TEPKİ

 

Egeli turizmciler, kalitesi, hizmet anlayışı ve uluslararası bilinirliğiyle uzun yıllar İzmir turizmine büyük katkı veren şehrin merkezindeki Hilton Oteli’nin bir özel hastaneler grubuna devredilmesi ve hastane olarak değerlendirilmesine karşı çıktı.

Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkan yardımcısı Bülent Tercan ‘Unesco Dünya Kültür Mirası adayı Tarihi Liman Kenti Kemeraltı’nın sınırları içinde yer alan tesisin hastane yapılmasını kabul edilemez’ bulduklarını açıkladı. 

 

*- VAZ MI GEÇİLİYOR?

 

İzmir turizminin yatak kapasitesinin yetersizliğinin ortada olduğu bir dönemde, yeni ve dünya ile rekabet edebilecek tesislere ihtiyaç varken, kendini kanıtlamış hazır bir tesisin başka amaçlarla kullanılmasını doğru bulmadıklarını belirten ETİK Başkan Yardımcısı Bülent Tercan, bunun İzmir’in UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine girmekten vazgeçmesi anlamını taşıdığını söyledi.

Bülent Tercan, ‘Bu otelimiz UNESCO Listesi için kabul görmek isteyen tarihi Kemeraltı’nın sınırları içindedir.

Bu nedenle burada ne yapılacaksa UNESCO adaylığına katkı koyacak nitelikte olmak zorundadır.

Bu anlamda hastane en son yapılacak şeydir.

İzmir’in Tarihi Liman Kenti Kemeraltı’nın UNESCO adaylığından vaz mı geçiliyor?

 

*- YÜZDE 23 HİSSE SAHİBİ

 

Hilton binasında İzmir Büyükşehir Belediyesinin %23 hissesi var, ta başından beri.

Burası yapılırken ön şart otel olmasıydı.

Hem Kemeraltı’na hem Kordon’a yakın turistik bir noktada hastane olmaz.

Bu UNESCO adayı Kemeraltı’nın geleceğine ihanet olur.

Görsel olarak ta yanlıştır.

Şehrin turistik karizması zedelenecektir.

Ayrıca zaten o bölgede var olan trafik sıkışıklığını iyice çözülemez hâle getirecektir.

Otel yerine hastane yapılırsa, artık İzmir şehir merkezinde iddialı turizm hedefleri biter.

İzmir yabancı turisti sadece resortlarda ve bazı deniz kenarı ilçelerinde görür.

İzmir’de hedeflerine koşamayan, sıradan ve olduğu kadar anlayışında bir turizm olur.’ dedi.

 

*- İZMİR KIRILAN FİLİZ

 

Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) turizmde öncü şehir olan ancak son yıllarda diğer illere oranla olması gereken turist sayısına ulaşamayan İzmir için bağımsız bir raporlama şirketi ile çalışma başlattı.

Türkiye turizminin İzmir’de başlayıp filizlendiğini ancak bu filizin büyüyüp serpilmesi gerekirken kırıldığını belirten turizmciler çalışmaya da “Kırılan Filiz İzmir Turizmi” adını verdiler.

Son beş yılın çok yönlü ve karşılaştırmalı olarak incelendiği raporlamanın ayrıntılarının önümüzdeki günlerde düzenlenecek basın açıklamasıyla kamuoyuyla paylaşılacağı açıklandı.

 

*- BAKIŞ AÇILARINI DEĞİŞTİRECEK RAPOR

 

ETİK Başkanı, Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, İzmir turizmine önce 2019’da yakaladığı ivmeyi kazandırmak, sonra en az kentin nüfusu kadar turist ağırlayacak seviyelere yükseltmek istediklerini, bunun yerel yetkililerin ilgisi ve turizm bileşenlerinin ortak çabalarıyla olacağına inandıklarını söyledi.

İzmir’de turizmin ileri hedeflere taşınamamasının nedenlerini profesyonel ve bilimsel bir çalışmayla ortaya koyarak ilgililerin dikkatine sunacakların belirten Mehmet İşler; ‘ETİK bağımsız bir raporlama şirketiyle yaptığı çalışma sonucunda İzmir’in son beş yıldaki turizm performansını ortaya koydu.

Analitik çalışmayla, İzmir’in durumu hem Türkiye’deki destinasyonlarla hem dünyadaki rakipleriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirildi.

Türkiye ve dünya pazarından ne kadar pay aldığı, kaç yıldır durağan bir seyir izlediği, bu durağanlık döneminde diğer kentlerin nasıl bir gelişim gösterdiği raporlandı.

İzmir, hiçbir kentte turizm yokken ilklerin kenti olan, Türk turizmine öncülük eden bir şehir.

Turizmin doğduğu ve filizlendiği bir yer.

Ama son yıllarda ülkemizin 81 ili seçkin birer turizm destinasyonu olmak için harıl harıl çalışırken, turizm açısından birçok ayrıcalıklı zenginliğe sahip İzmir neden durağanlığını aşamıyor.

Bu performansı ‘Kırılan Filiz İzmir Turizmi’ başlıklı bir raporla masaya yatırdık.

Rapor Turizm Bakanlığının 2024 yılı rakamları açıklandıktan sonra son şeklini aldı.

Rapor ve değerlendirmeleri düzenleyeceğimiz basın açıklamasıyla sayın basın mensuplarının aracılığıyla tüm kamuoyuyla paylaşacağız.

Başta yerel yetkililer ve yatırımcılar olmak üzere tüm turizm paydaşlarının çok dikkatini çekeceğini ve ilgilendireceğini, yatırımcıların bakış açılarını ve öngörülerini etkileyecek, diğer turizm paydaşlarını yönlendirecek nitelikte bir rapor olduğunu söyleyebilirim.

Amacımız İzmir ve bölge turizmini layık olduğu hedeflere taşımaktır’ dedi.

 

*- EMEKLİYE NEFES OLUYOR

 

İzmir’de başlatılan ‘Emekli Dayanışma Kartı’ uygulaması, dar gelirli emeklilerin omuzlarındaki yükü azaltıyor.

Dayanışma Kartı alan emekliler faturalarına yansıyan su tüketimlerinin ilk 4 metreküpü için ücret ödemiyor. Bu miktarın üzerinde tüketilen suyun yüzde 50’sini ise indirimli kullanıyor.

Dar gelirli emeklilere alışveriş ve kira ödemelerinde destek olmaya devam ettiklerini belirten Başkan CemilTugay, ‘Emeklilerimize her ay 1000 TL kira desteği ve 1000 TL alışveriş desteği sağlıyoruz’ dedi.

 

*-

Ekonomik koşulları göz önüne alarak öğrencilerin eğitim hayatlarına katkı sağlamayı amaçlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi, öğrenci ve velilere yönelik eğitim desteklerini sürdürüyor.

Bu kapsamda 2024-2025 eğitim öğretim yılında YKS’ye girecek ihtiyaç sahibi 12. sınıf öğrencilerinin sınav ücretleri, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanacak.

21-22 Haziran tarihlerinde üç ayrı oturumda gerçekleştirilecek sınav kapsamında Temel Yeterlilik Testi (TYT) oturumuna katılacak öğrencilere 450 TL, TYT-Alan Yeterlilik Testleri (AYT) oturumuna katılacak öğrencilere 900 TL, TYT-AYT ve Yabancı Dil Testi (YDT) oturumlarına katılacak öğrencilere bin 350 TL sınav ücreti ödenecek.

Ücretler nisan ayında velilerin İzmir Şehir Kartı üzerinden hesaplara yatırılacak.

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği