HİÇ Mİ VİCDAN YOK
*- AFERİN KIZIMIZA Muammer Kantar, her zaman olduğu gibi fotoğraflarıyla birlikte göndermiş! Sanıyorum geçen yıl yine paylaşımını almış, başlıktaki ‘Aferin kızımıza!’ yazılı çok övgü dolu tepkiler almıştım.
Konu şöyle:
“Türk Hava Kuvvetleri'nin ilk filo komutanı Esra Özatay!
1976’da Almanya’da dünyaya geliyor.
Küçük yaşta Türkiye’ye geliyor, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamlıyor.
Babası bir gün onu Kuleli Askerî Lisesi’ne yazdırmak istiyor ama... o dönem kızların askeri liselere girmesi yasak.
Engelleri orada başlıyor ama yolu orada bitmiyor.
Liseyi Kadıköy Kız Lisesi’nde bitiriyor.
Yıl 1993.
Tam da o sıralar Askerî okullar ilk kez kız öğrenci almaya başlıyor.
Sınava giriyor, kazanamıyor.
Pes mi ediyor?
Hayır.
Yıldız Teknik Üniversitesi Fizik Bölümünü kazanıyor, ama kalbi hâlâ gökyüzünde…
Bir yıl sonra yeniden sınava giriyor.
Bu kez kazanıyor.
Hava Harp Okulu öğrencisi oluyor.
Yıllar sonra... o küçük kızın hayali gerçekleşiyor:
PİLOT olarak mezun oluyor.
Hayatını yine kendisi gibi gökyüzü sevdalısı bir pilota, Fatih Özatay’a adıyor.
İki çocukları oluyor:
Batuhan ve Zeynep.
Ama o, hem anne hem asker hem de örnek bir lider.
Ve 2016’da, Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde bir ilk yaşanıyor.
Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk kadın filo komutanı olarak atanıyor.
Henüz 40 yaşında…
Bir röportajında şöyle diyor:
‘Türk insanının cesaretini, Türk bayrağının asaletini ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü gökyüzüne çizen Türk Yıldızlarının bir parçası olmaktan onur duyuyorum.’
Cesaretiyle tarihe geçti.
Disipliniyle ilham verdi.
Ve bugün gökyüzüne bakan her küçük kıza umut oldu…”
*- NANKÖR DENEN İNSAN!
Karadeniz temsilcisi Olkan Özkır’da, güzel söz ve şiirin hasını, güzelini ve sadesini hep buluyor, okuyorum.
Bazen tebrik mesajı attığım da oluyor.
Bugün yine önemli ve manalı bir paylaşımda bulunmuş.
Ben beğendim, bakalım siz de beğenecek misiniz?
“İnsanoğlu!, diyorum,
Düşkündür çıkarına.
Menfaati makas eder,
Merhamet kumaşına…
Kendine kaftan biçer,
Sana yamalı mintan.
Doymadı doymayacak,
Nankör denen şu insan!”
*- ÇOK UZAMIŞTI
Önceki İzmir BAROSU ve DSP İzmir İl Başkanlarından Av. Özdemir Sökmen, her ne kadar bugüne kadar benden bir artı puan bile almayan Bornova Belediye Başkanlığı ile ilgili bir mesaj yayınlamış.
Köklü Bornovalı olduğu için söylediklerini, bilgi amaçlı paylaşıyorum.
Av. Özdemir Sökmen şunları yazmış:
“Alt yapı çalışmalarının uzaması nedeniyle, yaklaşık bir yıldan beri toz toprak içinde kalan Bornova'nın en popüler ve işlek caddesi Süvari Caddesi ile her gün binlerce öğrenciyi kucaklayan Küçükpark Civarı, nihayet Bornova Belediyesi Ekiplerince asfaltlandı.
Ara yollar kaldırımları ile birlikte düzenlendi ve mavi ışıklarla donatıldı.
Gerçekten çok güzel oldu.
Yüzlerce esnaf da rahat bir nefes aldı.
*- ‘BALKONDAN SEYRETTİM!’
Ben de Süvari Caddesi'nde oturuyorum.
Bilhassa bu pazar günü ekipler çok koordineli bir çalışarak, caddenin tamamının asfalt işini bitirdiler, hepsinin ellerine, emeklerine sağlık...
Ama, burada tabii ki en büyük teşekkürümüz, Bornova Belediye Başkanımız Ömer Eşki ile meclis üyelerine olmalı.
Gerçekten büyük masraf ve emek gerektiren asfaltlama işini evimin balkonundan uzun uzun seyrettim.
Belediyemize ait devasa iş makinelerini, dar sokaklarda usta manevralarla tonlarca asfaltı taşıyan kamyonları, birbirleri ile uyumlu ve tam bir iş ahlakı altında çalışan belediye işçilerimizi izledikçe inanın büyük gurur duydum.
Bu müthiş iş makineleri ve kaliteli olduğu her halinden belli asfalt malzemesi, İzmir'de hatta Türkiye'de kaç belediyede vardır merak ediyorum...
Başkan Ömer Eşki tepeden inme bir emirle başkan olduğu için başlangıçta ben de dahil pekçok Bornovalı tarafından yadırgandı.
Ancak, takip ediyorum, göreve geldiğinden beri iyi ve faydalı işler yapıyor.
Böyle devam ettiği müddetçe, hem Bornova Halkı hem de kendisi kazanır.
*- REKLAMA HARCANAN PARALAR!
Umarım, bu günlerde bizim semte yaptığı bu yatırımları Bornova'mızın ihtiyaç duyan diğer semtlerine de götürür.
Bu hizmetlerini artırdıkça hiç şüpheniz olmasın ki bütün Bornova da arkasında durur,o zaman bence çok lüzumsuz olarak, reklam amaçlı donattığı bilboardlara ve elektrik direklerinde zamanla görüntü kirliliği yaratan afiş ve panoları asmaya gerek kalmaz, buralara harcanan paralar da yine Bornova Halkı'nın yararına daha hayırlı işlerde kullanılır.”
Sevgili Özdemir Sökmen sonucu iyi bağlamış…
Ama ben yine de, kapısı kapalı, vatandaşın ben dahil belediyeye giremediği bu dönemde bu önemli çalışmaların İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından desteklenip yapıldığını düşünüyorum.
Geçenlerde bir muhtarın özellikle yaşlılar tarafından şart olan isteklerini aynen Özdemir Sökmen gibi sosyal medyadan duyurmaya çalıştığını anımsıyorum.
Yapmaz, yapamaz!
Başkan işinin başında yani işçinin, çalışanın yanında ve başında olmalı..
Acaba bu önemli hizmet yapılırken nerede idi?
Pazar tatilinde mi?
Önceki Başkan ve milletvekili Cengiz Bulut gibi pazaryerinde esnaf ve Bornovalılarla birlikte miydi?
Sendikacı Başkan ve arkadaşlarına aynı anlarda İzmir Gazeteciler Cemiyetinin yaptığı açıklamayı okumalarını öneriyorum…
Sonuçta Av. Özdemir Sökmen’in belirttiği gibi ‘Paraşütle’ inen, Bornova’nın başına getirilen bir siyasetçi…
*- GURURU PAYLAŞTIM
24 Kasım Öğretmenlerimizin günü ile ilgili birini konuşturmak istedim.
Acaba alışagelmişin dışında ne söylemeli yazmalı idi.
Sonunda buldum..
Bir zamanların tanınmış spor yazarı, şimdiki önemli akadesyenimiz Murat Adıtatar hocamız ne düşünüyor?
İşte yanıtı;
“Öğretmenlik çok severek yaptığım bir meslekti.
En güzel yanı ise hatırlanmak.
2021'de mezun ettiğimiz çok değerli öğrencimiz Aybala, Hong Kong'da üniversiteyi bitirdi. (Yüzde 100 burslu)
Moleküler biyoloji ve genetik okudu.
Şimdi aynı alanda doktora yapacak.
Yan dal olarak siyaset bilimi almış.
IB derslerinde anlattıklarımın etkili olduğunu söylüyor.
İzmir'e ziyarete gelmiş, aradı;
‘Murat Bey uygunsanız sizi görmek, sohbet etmek istiyorum’ dedi.
Tereddütsüz kabul ettim.
Çok değerli, özel bir öğrenciydi.
Kendisinden çok şey öğrendim.
Akıllı olmasının yanında, özgüvenli, sürekli her bilgiyi sorgulayan bir yapısı vardı.
Konuşurken söylediğinin altını doldururdu, boş laf etmezdi.
Buluştuk, eski günleri konuştuk, yenilendik.
Hong Kong'daki müthiş hikayesini dinledim, çok etkilendim.
Bana çok iyi geldi.
iyi ki varsın Aybalacım…’
Ne diyorum:
Türkiye’nin ilerlemesi için, çocuğun anne ve babasını, çırağın ustasını, öğrencinin öğretmenini geçmesi lazım…
İşte en iyi örneklerden birini Sevgili Murat Adıtatar hocamız sayesinde öğrenmiş olduk…
Gurur duyduk…
*- GEÇMİŞ OLSUN
Şimdi de Adana’ya uzanalım, Remzi Yıldırım’a kulak verelim:
“Bir Telefonun Ağrıttığı Vicdan: Remzi Yıldırım’ın Sessiz Sitemi”
Adana’nın duayen gazetecilerinden, kentin sesi ve hafızası olmuş Remzi Yıldırım, Dün sabah evine giderken Turgut Özal Bulvarı Hasan Usta kavşağında motoruyla seyahat ettiği sırada, arkasından çarpan bir sürücünün sebep olduğu kazayla sarsıldı.
Kaderin bir anlık testi belki…
Lakin kazanın üzerinden bir buçuk gün geçmesine rağmen, arkadan çarpan sürücünün tek bir telefon dahi açmaması, insanlığımıza dokunan büyük bir ayıp olarak ortada duruyor.
Yıldırım’ın kafasında altı dikiş, son ayağında, dizinde ve kaslarında hasar var.
Hastane kontrolünden çıktı, evinde doktor gözetiminde istirahat ediyor.
Şükür ki hayati tehlikesi yok…
Ama incinen sadece bedeni değil; kalbi, vicdanı, insana olan inancı da darbe aldı.
Kazaya sebep olan kişi için bir soru:
Merhamet bu kadar mı ucuzladı?
Bir telefon açıp “Geçmiş olsun” demek, vicdanın kaç lirasına mal oluyor?
İnsanız… Hata yaparız, kaza yaparız
Ama hatanın ardından sergilenen tutum, kişinin gerçek karakterini gösterir.
Adana halkı Remzi Yıldırım’ı yalnız bırakmadı.
Binlerce kişi aradı, mesaj attı, dua etti.
Dostları, meslektaşları, okurları…
Hepsinin tek derdi Yıldırım’ın sağlığıydı.
Ama kazaya sebep olan sürücünün sessizliği, bu ilginin ortasında daha da gürültülü bir yankı yaptı.
*- NEREDESİNİZ?
Sayın Hatipoğlu…
Şimdi herkes soruyor:
“Beyefendi, siz neredesiniz?”
Bir telefon açmak, iki kelime etmek, bir gönül almak bu kadar zor olmamalıydı.
Çünkü unutmayın; motoruna çarptığınız kişi bir gazeteci olabilir, bir duayen olabilir… Ama hepsinden önce bir insan.
Sizin için belki küçük bir sessizlikti bu, ama vicdan terazisinde ağır bir yük bıraktı.
Kanun gereğini elbette yapacaktır.
Lakin bazen bir kalbi onarmak, mahkeme kararından çok daha değerlidir.
Remzi Yıldırım şu an evinde istirahatte.
Tedavisi sürüyor.
Dostlarından, akrabalarından gelen selamları iletiyor.
Okurlarının akın akın gönderdiği geçmiş olsun mesajlarına ise şöyle diyor:
“Allah razı olsun, binlerce teşekkür ederim…”
En kısa zamanda yine yazılarıyla, haberleriyle, Adana’nın nabzını tutan güçlü kalemiyle dönecek.
O güne kadar…
Hem ona dua eden herkese selam olsun…”
*-
Şili’nin faşist diktatörü Augusto Pinochet’ye:
‘Turşu mu zor kurulur, cunta mı?’ diye sordular...
Pinochet:
‘Turşu zor kurulur’ diye cevap verdi...
Soruyu soran:
‘Hiç olur mu efendim, koskoca devlet yönetimi turşudan kolay kurulur mu?’ diye sorusunu tekrarladı...
Pinochet şöyle dedi:
‘Turşu kurmak için bir sürü hıyar lazım... Cunta kurmak için üç hıyar yeter...’
12 Eylül sürecinde bu fıkra, Marmaris İlkadım’da Özcan Özgür imzasıyla yayımlandı...
Birileri de fıkrayı ve yazarını Kenan Evren’e şikâyet ettiler...
‘Tutuklayın atın içeri’ dedi Evren...
Olay, Basın Danışmanı Ali Baransel’in kulağına gitti..
Baransel Evren’e çıktı:
‘Sayın cumhurbaşkanım, sizi ima etmedi arkadaş’ dedi.
‘Nereden anladın netekim?’ diye sordu Evren...
Baransel cevap verdi:
‘Arkadaş fıkrada üç hıyar demiş, oysa siz beş kişisiniz...’
Evren ikna olup gazeteciyi affetmiş..
Alınacak ders, yol ve hava durumuna göre aracı sürmesini herkes bilmeli…Özellikle kritik görevde bulunanlar…
*-
‘Dostluk’ sözü bana Emine Kantarcı’yı anımsatıyor.
Çok badireler atlattı sevgili Emine Kantarcı…
Nedense yüzüne gülenlerden bir destek alamadı.
Ama o yılmadı ve her şeye rağmen ne güler yüzünü, ne üretkenliğini ne de kimseyi kaybetmek istemedi.
Dost ve arkadaş toplantıları düzenliyor, belki kendi yüzü tam gülmedi ama inşaların yaşama bağlanmasını sağlıyor.
Bugün baktım, ‘Yaşamak, güzel be!’ diyerek şu şiiri paylaşmış;
“Ne demiş şair;
Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dğnyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.
(Melih Cevdet ANDAY)
*-









0 Yorum