ECZANELERDE YİNE İLAÇ SIKINTISI
*- BİRBİRİMİZDEN UZAĞIZ Artık buna ‘dur’ demenin zamanı geldi. Yine piyasada bazı ilaçlar yok! Bu nasıl olur?
Peki doktorlar piyasayı takip etmiyor mu?
Olmayan, satılmayan ilacı neden yazıyor?
Birbirimizden bu kadar uzak mıyız?
Bir noktada işimizi sevmiyor muyuz?
İşini, görevini, kendisinden medet umanı neden çaresiz bırakabiliyor?
Piyasada ‘A’ yoksa ‘B’ vardır!
Yani ‘muadil’ denilen ilaç yazılır, şifa bekleyen, mağdur edilmez.
Edilmemeli!...
Ah benim ‘garip’ insanım…
Ahhh…
Kime hesap sorulacak?
Kime sorun anlatılacak?
Hadi bulun bakalım…
*- GÖZALTI ve MAHKÛMİYETTE İŞKENCE!
Okuyucularım biliyor; ‘Evrensel Metinler’ var.
İşte onlardan biri;
‘Açlık Grevleri Konusunda Malta Bildirgesi!’
Konumuz ‘ilaç’ ve ‘doktorlardan’ açıldı ya, devam edeyim:
‘Açlık Grevleri’ Konusunda Malta Bildirgesi, Dünya Tabipler Birliğinin 1991 yılı Kasım ayında Malta’da yapılan 43. Genel Kurulunda kabul edildi.
Malta Bildirgesi, 1992 yılında İspanya’da, 2006 yılında Güney Afrika’da ve 2017 yılında ABD’de yapılan toplantılarda gözden geçirildi.
Belge, Tıp alanındaki önemli etik belgelerden biri sayılıyor.
‘Açlık Grevleri’ Konusunda Malta Bildirgesi, 1975 yılında kabul edilen ve “Gözaltında ve Mahkumiyette İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele veya Cezalar Konusunda Hekimler için Kılavuz” olarak hazırlanan Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesinde belirlenen ilkeleri esas alarak hazırlandı.
Açlık Grevleri Konusunda Malta Bildirgesinden bazı maddeleri paylaşayım:
*- AÇLIK GREVLERİ
‘Açlık Grevleri’ Konusunda Malta Bildirgesi’nden bazı maddeleri paylaşayım.
Sık duyuyorsunuzdur:
“Gözaltında ve mahkûmiyette işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezalar” konusunda sıkça iddialar ortaya atılıyor.
Bu yalnız bizim ülkemizde değil, dünyanın her köşesinde aynıdır.
Doğru tarafı da vardır, abartılısı yani algı yaratmak için ortaya atılanlar.
Bana sorarsanız, ‘ateş olmayan yerden duman çıkmaz!’
Sıkıntıda olanlar değil de, onların hallerinden istifade etmek isteyenler daha fazladır.
Örneğin siyasiler ya da bir şekilde beklentisi olanlar.
Şimdi, genelde ‘açlık grevlerine’ bakalım…
‘Açlık grevleri’ çeşitli durum ve koşullarda gerçekleşiyor olsa da, asıl olarak insanların özgür ve serbest olmadıkları ortamlarda (cezaevleri, tutuk evleri, göçmen gözetim merkezleri gibi) ikilemlere yol açmaktadır. Açlık grevleri genellikle taleplerini başka yollardan ortaya koyma imkânları bulunmayan kişilerin başvurdukları bir protesto biçimidir.
Hükümlüler ve tutuklular önemli bir süre için besin almayı reddederek, yetkililerin kamuoyundaki görünümüne olumsuz bir yön katarak belirli hedeflere ulaşmak isteyebilirler.
Kısa süreli yiyecek almama durumları nadiren etik sorunlarına yol açar. Uzun süren açlık grevleri ise grevciler için ölüm ve kalıcı hasar gibi risklere yol açabilirken, hekimler açısından da değer çatışmalarına neden olabilir.
Açlık grevcilerinin ‘gerçekten ölümü istedikleri’ durumlar nadirdir; ancak aralarında amaçlarına ulaşmak için bunu göze alanlar da olabilir.
Şimdi konuya devam edeceğim:
*- NET OLMAYAN
Özellikle toplu grevlerde ya da yakın kişilerin basıncının bir etken olabileceği durumlarda ‘hekimlerin kişinin gerçek niyetini belirlemesi’ gerekir.
Yaşama döndürücü müdahale istemediklerini açıkça belirtmiş olan açlık grevcileri bilişsel hasar aşamasına geldiklerinde duygusal açıdan zorlu bir durum ortaya çıkar.
‘Yarar ilkesi’ hekimleri bu kişileri yaşama döndürmeye yöneltirken kişisel özerkliğe saygı ilkesi, ortada geçerli ve bilinçli bir ret varken hekimlerin müdahale alanlarını sınırlar.
Bu durum, yaşam kurtarıcı tedavinin reddedilmesi dahil diğer birçok klinik örnekte ortaya çıktı.
Ek bir güçlük de kişilerin gözetim altında oldukları durumlarda ortaya çıkar;
Çünkü açlık grevcisinin önceki beyanlarının gönüllülük temelinde, sonuçlar hakkında gerekli bilgilerle donanmış olarak verilip verilmediği her zaman net değildir.
*-İLKELER
Etik davranma Ödevi.
Tedavi işlemlerinde yer almasalar bile, tüm hekimler güç durumdaki insanlarla olan mesleki temaslarında ‘tıp etiğine bağlı kalmak’ zorundadır.
Üslenmiş oldukları rol ne olursa olsun hekimler, tutuklu kişilere zor uygulanmasını ve bu kişilere kötü davranılmasını önlemeye çalışmalı, böyle durumların gerçekleşmesi halinde ise protesto etmelidir.
Hekimler kişilerin özerkliğine saygılı olmalıdırlar.
Ancak, açlık grevcilerinin gerçek istekleri dışarıdan görüldüğü gibi olmayabileceğinden, değerlendirme güçlükleri ortaya çıkabilir.
Tehdit, akran baskısı ya da zorlamayla alınmış kararlar ahlâki açıdan yaptırım gücü taşımaz.
Altını çizerek yazayım ve anımsatayım:
Açlık grevcilerine, ‘tedaviyi reddetmeleri halinde zorla tıbbi girişim uygulanmamalıdır.’
‘Bilinçli olarak ve gönüllülük temelindeki bir redde karşı, zorla besleme uygulanması, bu yönde talimat verilmesi ya da buna yardımcı olunması kabul edilemez!
Buna karşılık ‘açlık grevcisinin’ açık ya da zorunlu olarak örtük onayı üzerine ‘yapay besleme kabul edilebilir’ bir durumdur.
Şunu da yazayım ve konuyu kapatayım:‘Yarar’ ve ‘Zara.r’
Hekimler becerilerini ve bilgilerini tedavi ettikleri kişilerin yararına kullanmalıdır.
Bu ‘yararlı olma’ kavramının tamamlayıcısı ise ‘zarar vermeme’ ya da ‘önce zarar verme’dir (primum non nocere).
Bu iki kavramın dengede tutulması gerekir.
‘Yarar’, kişilerin isteklerine saygılı olmayı ve refahlarını gözetmeyi içerir. ‘Zarar’dan kaçınma ise yalnızca sağlığa yönelik zararın asgari düzeyde tutulması değil, karar verme yeterliği olan kişilere zorla tedavi uygulanamayacağı ve onları zorla açlık grevinden vazgeçirmeye çalışılmayacağı anlamına da gelir.
Yararlı olma, her durumda ve her ne pahasına olursa olsun, başka belirleyenleri hiç dikkate almadan yaşamı uzatmaya çalışmak anlamına gelmez.
Hekimler, bunun zarara yol açacağı öngörülen durumlarda bile, karar verme yeterliği olan kişilerin özerkliğine saygılı olmalıdır.
Karar verme yeterliğinin kaybı, daha önce kişi yeterliğe sahipken yapay besleme dahil olmak üzere tedaviye yönelik verdiği red beyanlarının geçersizleştiği anlamına gelmez…
*- EN BÜYÜK SERMAYEM
Şimdi düşünelim:
En büyük sermayemiz nedir?
Tabii ki sağlıklı yaşamak!
Ben bunu ‘Nimet’ olarak düşünüyorum.
Bu büyük nimetten de en iyi şekilde yararlanmamız gerektiğini.
Bunun için ‘zamanın büyük önemi’ var.
Bu konuyu ‘zaman bilincini’ de bir gün daha geniş açacağım.
Hayatımızın hızlı akışında yorgun düştüğümüz için, ne durup düşünebiliyoruz, zihin ve gönül dünyamızla da ilgilenemiyoruz.
Gerçekleri göremiyoruz, gözlerimiz, gönül gözlerimiz de nedense hep kapalı etrafımıza karşı.
‘Yıkılmadım, ayaktayım!’ diyebiliyor muyuz?
Bizlerin yüreğinde, beyninde müstesna, yani özel yeri olanları arıyor muyuz?
Eminim ki ‘Zamanım yok!’ deyip geçiştiririz bu soruyu da…
Bu bilinci, yani yazdıklarımı ve daha fazlasını artık ‘kuşanma’ zamanı gelmedi mi, yeni yılla birlikte.
Durup düşünme ve hayatımızı yeniden geçirme zamanına girmeliyiz.
Özetle ‘Daha iyi bir insan olmak’ için fırsatları değerlendirirsek, huzur ve keyifli günler, yaşam bizim olur…
Hayatımıza çeki düzen vermek için ayağa kalkalım, bir nefes alalım ve ileriye olumlu bakalım…
Olumsuzluklar artık geride kalsın…
*- REKLAMINA BAŞLADILAR
Suudi Arabistan’ın Cidde şehrinden, basın ofisinden gönderilen bilgiye göre Dakar Rallisi, 3-17 Ocak tarihleri arasında yedinci kez Suudi Arabistan'a geri dönüyor ve etkinliğin Krallığa ilk gelişinden bu yana en zorlu ve geniş kapsamlı rotalardan birini beraberinde getiriyor.
Spor Bakanlığı gözetiminde, Suudi Otomobil ve Motosiklet Federasyonu tarafından organize edilen ve Suudi Motor Sporları Şirketi tarafından desteklenen bu yılki edisyon, ülkenin en ikonik ve zorlu manzaralarından bazılarını kapsayan bir parkurda yarışmacıları bir araya getirerek rallinin standartlarını yükseltmeye devam ediyor.
Meraklı ve ilgilisi olduğu için biraz anlatayım:
Toplam 7.999 kilometrelik mesafeye sahip olan ve bunun 4.845 kilometresi zamana karşı yarışılan Özel Etaplardan oluşan 2026 rotası, rallinin Suudi Arabistan'daki en uzun yarış mesafesine neredeyse denk geliyor ve her türlü arazide dayanıklılık gerektiriyor.
Yarışmacıları, Kızıldeniz kıyısından derin çöllere ve tekrar geri dönerek Krallığın en çeşitli manzaralarından geçiriyor.
Dakar 2026'nın en uzun etabı olan bu etap, yerel arazi araçları topluluklarının nesillerdir kullandığı kum tepelerinin göz alabildiğince yükselip alçaldığı Kassim bölgesine doğru uzanıyor.
Gün neredeyse tamamen kumda geçiyor; yuvarlanan kum tepeleri ve geniş vadiler arasında hareket ediliyor, yüzeyde çok az değişiklik olsa da ivmede bolca değişim yaşanıyor.
*- TUVALET MESELESİ!
Bir vatandaşımız fotoğrafı ile paylaşmış…
“Burası Manisa,Turgutlu ilçesi otagarı tuvalet girişi!” diyor.
Sonra devam ediyor:
“Eğer cebinizde 10 TL bozuk yoksa altınıza bile kaçırsanız bu bariyerleri aşmanız zaten mümkün değil.
Ben böyle bir dahiyane buluşu yalnızca cezaevi girişlerinde var sanıyordum.
İşin kötü yanı para bozduracak bir görevli de yok.
Olaki girip de bir aksilikle (arıza) karşılaşsanız geri çıkma ihtimaliniz hiç yok.
Artık itfaiye mi çağırırsınız?
Akut dan yardım mı istersiniz? Orasını bilemem.
Altınıza kaçırmışsınız ne önemi var?
Sizde başınız çaresine bakın artık!”
Ne diyeceğimi şaşırdım..
Ama bu önemli konu üzerine konuşanların, yorum yapanların sayıları çok fazla…
Kimisi de tabii olayı hemen siyasete döküyor.
Ben yine de iki tanesini seçeyim…
Tabii yine de isim vermeden…
*- GÜZEL ANLATIM
Bir vatandaşımız ne diyor?
“Belediyecilik Nasıl Olmalı?” sorusunun cevabını bulmak görmek isteyen herkes Konya'yı ziyaret etmelidir.
Şehirde ücretli wc yoktur. Otogardaki dahil. Hepsi de pırıl pırıldır.
İçeri girdiğinizde görevliyi elinde aparatları hep temizlik yaparken görürsünüz.
Caddelerinde tatlı su çeşmeleri şarıl şarıl akar.
Otobüsler de her zaman 2-3 kez kart okutan vatandaşları görürsün. Çünkü kart bakiyesi 0 olduğunu otobüsde hatırlayanlar kartını doldurduktan sonra borçlarını öderler.
Temassız banka kartı internetten dolayı çekmezse, şoför size ‘dönüşte çekersiniz’ der.
12 sene kaldım.
Belediyecilik kesinlikle Konya’da.
Sadece yapılan parkları görmek bile Konya’yı anlamaya yeter.
WC parası neymiş?
Konyalılar duymasın çok kızarlar.”
Çok güzel anlatım…
Ama şunu da belirteyim, Sayıştay denetçileri bu işe ne derler, demişlerdir bilmiyorum…
Yarın ‘Belediyeyi, kamuyu zarara uğrattılar!’ diye, başkanlara, meclis üyelerine büyük ‘cezalar’ kesilirse şaşırmam…
Geçenlerde Dikili’nin önceki belediye başkanlarından ‘Komünist Osman’ı anlatmıştım.
Başına gelenleri ve hapis cezası aldığını…
Özetle, bu konulara yasal zemin mutlaka hazırlanmalıdır.
Şimdi bir örnek daha vereceğim, tabii ki duyarlı bir vatandaşımızdan…
*- SİSTEMLER DEĞİŞİYOR
‘Merhaba!’ diyerek selamlayan kadın okuyucumuz yazıyor:
“Avrupa’da yaşamış biri olarak birçoklarımız çok iyi bilir:
Almanya’da ve birçok Avrupa ülkesinde umumi tuvaletlere girebilmek için kapıdan geçip kumbaraya 1 euro atmamız gerekiyordu.
Şimdi ise bu ücret pek çok yerde 2 euroya çıktı.
Bazı AVM yerlerinde de, WC para vermemiz gerekiyor.
Türkiye’de: NEİN
Hayat değişiyor, sistemler de değişiyor.
Geçenlerde Hollanda’daydım.
Benzin istasyonunda durdum. Cebimde bozuk euro vardı, ‘sorun yok!’ diye düşündüm.
Ama bir baktım ki artık nakit geçmiyor, sadece kartla ödeme var.
Kart yanımda olmayınca tekrar arabaya dönmem gerekti.
Tam o sırada bir genç kartını uzattı ve benim için 2 euroyu ödedi.
Küçük ama çok anlamlı bir jestti.
Şunu demek istiyorum:
Bu mesele sadece Türkiye’ye özgü değil.
Dünyanın her yerinde suyun, temizliğin, bakımın, işletmenin bir maliyeti var.
Bu giderlerin bir şekilde karşılanması gerekiyor.
Sistemler değişiyor, alışkanlıklar dönüşüyor…”
*-
“Son dakika!’ denir ya, işte sürekli takipçilerimden Ayça Kulen Seral’ın gönderisini son anda gördüm ve yazıma ekledim.
‘Kazıklanma!’ üzerine paylaşıyorum…
Ne yazsak, ne anlatsak ‘boş’ işte…
Bakın Ayça Hanım ne yazmış?
“İsmi bende saklı olan bir dostun bu serzenişini haklı buldum, ayrıca gündelik ‘kazıklanmalarımıza!’ eklenen bu yeni yöntemden haberiniz olsun, istedim.
Ayça Hanım, yazının fotoğrafını da paylaşmış;
"Mutlaka çoğunuz biliyorsunuzdur, bunun ne olduğunu…
Torunum bu çubuklara takılan cips patatesi çok sever ve bu geçtiğimiz yaz Çeşme Marina’nada meydanda bu ilginç kolay basit patatesin müdamivi olmuştu, böylesi tek çöp şiş patates cipse 200 tl ödüyorduk, bazen iki çöp şiş yiyordu, çok fiyatlı oluşu dikkat çekiciydi…
Neden yazıyorum sizlere, affınıza sığınıyorum…
…Geçende ‘ Hediyelik Eşya Fuar’ın da, bu basit ucuz plastik aparatı gördüm!
‘Nedir?’ diye sordum ve o küçüçük plastik aparatın, o ilginç patates cipsi yapabileceğine inanamadım…
İnanır mısınız şaka gibiydi, sadece 50 tl’di ve sayısız çöp şişe takılmış cips elde edilebiliyordu…
Ne kadar büyük fahiş fiyata bu kadar kolay ucuz bir cipsin büyük paralarla satılması ve çocukların ve insanların kandırılmasına açıkçası çok üzüldüm…
‘Yapabilirim!’ deyip aldım, çok da başarılı oldu.
Burada “tüketici kişi çocukların nasıl kandırılıp!’, kolay yoldan para kazananların, çok net bir örneğini üzülerek, bizzat yaşayarak, sizlerle tekrar affınıza sığınarak paylaşmak istedim…"









0 Yorum