Telefon
WhatsApp
BAŞKA SÖZÜM YOK!

*- YOLDA

Hastaneye gidiyordum, telefondaki ses ‘Bilişim merkezinden arıyorum, basın kartınız geldi!, Eskisini getirin, yenisini alın!’ dedi kibarca…

Uzun zamandır yanımda taşımadığım için, ‘değiştirmeyi’ bir gün sonrasına bıraktım…

Aracımın çekmecesinde ‘ikisi metal’ biri ‘fotoğraflı- karton’ dan değişik zamanlarda, devletin ‘Basın büroları’ tarafından verilen ‘Araç Basın Plakaları’ var.

Öylesine duruyor…

Hiçbir işe yaramıyor…

Hatta bir de yazı duruyor, araç ruhsatının içinde…

Bir zamanlar, şimdi Cumhurbaşkanlığı uhdesinde bulunan ‘İletişim Başkanlığının’ yetkisinde bulunan Basın Yayın Genel Müdürlüğü ile İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yaptığı anlaşmayı ve yasa maddelerini belirtiyor.

Özetle;

Sarı Basın Kartı sahibi (Şimdi rengi turkuaz yapıldı) habere giderken, gerekirse trafik polis ve araçlarımız, kendilerine yol açmadan tutun da, eskort görevi de yapacaklardır’ deniliyor.

Böyle kolaylıklardan söz ediliyor…

Şu an aklıma geldi;

Bir gün İzmir’de Gazi İlkokulunun dört yol ağzına yakın noktada, görevli memura kimliğimi yani basın kartımı gösterip, 150 metre ileride ne yapacağımı söyleyip, trafiği aksatmayacak şekilde park yapma iznini (!) aldım.

Ne mi oldu?

Cezayı yedim…

Makbuzu Trafikten Sorumlu İl Trafik Müdürüne götürdüm, durumu anlattım,,

Bir de onu dinledi!

‘Benim haberim yok!’ dedi.

Aracın önündeki camda ‘Koskocaman Basın Plakası var!’ dediğimde, ‘Ben görmedim!’ yanıtını almış olduk…

Görmedim, duymadım, bilmiyorum…

Ne güzel sözcükler, bazılarımız için…

Bizi bunlar değil, gören, bilen, okuyanlar lazım…

Asıl sözünü edeceğim, telefon Genç ve Dinamik, yasalara, etik değerlere uyan meslektaşım Halil Kocakabak’tan gelmişti.

Meğer WhatsApp’tan yazmış, ama sürekli bakmadığım, hatta saban ve akşam yani çok nadir baktığım için notunu, mesajını almamışım..

‘Birlikte İzmir’deki önemli bir davete’ gidecektik…

 

*- AĞIZLARI KALAYLI!

Sevgili okuyucularım, özellikle yemek davetlerine gitmiyorum…

Davetlilerden çok davetsizleri gördüğüm için ‘iğreniyorum’ demekten kendimi tutamıyorum.

Kendine sözde görev çıkaranlar hep oralardalar.

Hiç unutmuyorum;

Bir zamanlar Fransız Kültür Derneği’nin önemli bir asistanı vardı;

Dilek Kurt, hanımefendi..

Hatta haftanın beş günü yaptığım canlı televizyon yayınlarımdan biri bazılarına almıştım.

Ben Türkçe konuşuyorum, o da ben ne söylersem ‘Fransızca’ naklediyordu…

Bir deneme yapmıştık, pek başarılı olmadık…

İşte bu Dllek Kurt, aynı zamanda İstanbul Fransız Başkonsolosunun İzmir’deki davet ve yemeklerini hazırlıyor, listeleri düzenliyordu…

Söylediği şuydu:

‘Mangalın başına genelde bu tipler doluyor… İnanın bunların ağızları kalaylı mıdır, nedir? O sucukları, köfteleri, etleri ağızlarına öyle atıp, tıkıştırıyorlar ki, hayretler içerisinde kalırsınız… Sanki kıtlıktan çıkmışlar…’

Ben kibarca anlatmaya çalıştım…

Yine daldan dala atladım…

Geleyim Genç Meslektaşım Halil Kocakabak’la gideceğimiz, ama gidemediğim gala yemeğine!...

 

*- VETERİNER HEKİMLERİN 183’NCÜ ALTIN YILI

Veteriner Hekimleri Odası 183’ncü yılını kutluyor.

Yanlış yazmadım ve okumadınız, tam tamına 183’ncü yıl.

İzmir Veterinerler Odası da kutlamaları içindeki ‘Gala Gecesini’ İzmir’in önemli restoranlarından, İnciraltı’ndaki Lavin’de kutlama kararı almış.

Bence ‘Harika’ bir seçim…

Can dostlarımıza yürekten sahip çıkan tüm veterinerlerin en güzel, en iyi mekânlarımızda eğlenmeye birçok kişimizden daha fazla hakları olduğuna yürekten inananlardanım..

Hele bu zamanda…

İzmir Veteriner Hekimleri Odası Başkanlığı da, büyük başarı ve dikkatle yöneten bir ‘Doğru- Dürüst- Duyarlı- Dost’ Selim Özkan yönetiyor.

Sevgili Halil Kocakabak ile etikleri ve dostlukları konuşurken Veteriner Selim Özkan’ın kulaklarını iyice çınlattık.

Bu zamanda ‘dost, çalışkan, dürüst, etik kurallara uyan’ birilerinden söz etmek, kulaklarını güzellikler içinde çınlatmak pek olmuyor.

Ama sözünü etmek istedim, işte!

Halil Kocakabak, Başkan Veteriner Selim Özkan’la konuştuğunu anlatıyor:

“1842 yılında ülkemizde başlayan Veteriner Hekimlik Eğitimi, hayvanlardan insana, çevreden topluma uzanan geniş bir sorumluluk alanını, bilimsel bilgiyle buluşturarak gelişimini sürdürüyor…”

Ben de bu anlamda, İzmir Veteriner Hekimleri Odası Başkanı, değerli ve sevgili Veteriner Hekim Selim Özkan’ın, yöneticilerin, yalnız İzmir ve Ege değil tüm ülkemizdeki veteriner hekim dostlarımızın 183’ncü ‘Altın yıllarını’ yürekten kutluyorum…

Nice başarılı yıllarında, güzel organizasyonlarında birlikte olmalarını diliyorum,

Sağlıklı nesiller, ancak Veteriner Hekimlerimiz sayesinde olur…

Bir gün bunu iyice açıp anlatmaya çalışacağım…

Veteriner Hekimlerimiz olmasaydı belki de bugün bir çoğumuz olmayacaktı!

Şaşırdınız değil mi?

Bunu anlatacağım…

Veteriner Hekimliği madalyonunun bir yüzü de budur…

 

*- GÜNÜN DEĞİMİ!

‘Cambaza bak cambaza!’ Hikâyesini biliyorsunuzdur.

Son zamanlarda bize bu oyunu oynatıyorlar!

Gün boyu kim ne yapmış?

Kim ne yemiş, ne içmiş?

Yani ‘Halt edenler!’ bir şekilde sahnedeler…

Böyle durumlarda ‘Yemezler!’ diyenler de oluyor, ‘Yemem!’ diyenler de…

Ama koskocaman adamlar yiyorlar…

Belki de işlerine öyle geliyor.

Bilmeyenlere ve hatırlatma bağında yazayım:

‘Cambaza bak cambaza!’ çok güzel bir deyim.

Türkçede bu ifade, aslında bir ‘göz boyama!’ ve ‘dikkat dağıtma!’ taktiğini anlatır.

Cambaz (ip cambazı, gösteri yapan kişi) seyircinin dikkatini başka yöne çekerken, asıl iş veya hile arkada yapılır. 

Neler olmaktadır:

Dikkat dağıtma: Birinin ilgisini önemsiz bir şeye yönlendirip, önemli olanı gizlemek. 

Manipülasyon: Özellikle siyaset, ticaret veya gündelik hayatta, insanların algısını yönetmek için kullanılır. 

Folklorik köken: Osmanlı döneminde cambaz gösterileri çok yaygındı. Seyircinin gözünü sahneye kilitlemek, arkada başka işler çevirmek için uygun bir metafor haline geldi.

Peki zamanımızda ne oluyor?

Zaten ben de bunu anlatmaya çalışıyorum:

Bir politikacı gündemdeki büyük sorunu örtbas etmek için küçük ama dikkat çekici bir tartışma açtığında: Cambaza bak cambaza! 

Bir şirket reklamda, parlak vaatler sunarken ürünün eksiklerini gizlediğinde. 

Arkadaşlar arasında da esprili şekilde, ‘beni oyalama, asıl meseleyi söyle’ anlamında kullanılabilir. 

 

*- ALGI OPERASYONU

‘Cambaza bak cambaza!’

Bu deyim aslında ‘algı yönetimi’ ve ‘psikolojik dikkat dağıtma’ üzerine çok şey düşündürüyor.

Psikolojiye olan ilgilenenlere bağlarsak, bu deyim tam bir ‘cognitive misdirection’ örneği: beynin sınırlı dikkat kapasitesi başka yöne çekiliyor, böylece kritik bilgi gözden kaçıyor. 

Bununla bağlantılı olarak ‘psikolojide dikkat dağıtma stratejileri’ (örneğin misdirection’ illüzyonlarda, ‘red herring’ tartışmalarda) üzerine bir derinlemesine analizi diş hekimi Kadir dostumuzdan öğrenir, bir gün de onu paylaşırım…’

İşin özü, bizi magazin türü haberlerle oynatanlar, arka planda bıraktırdıkları bazı gelişmeleri vatandaşa göstermiyorlar.

Kimler kimlerle işbirliği yapıyor, kimler ikili oynuyor…

Haberimiz olmuyor…

Yani saklı bahçedeler…

Bazılarımız, ‘Bu magazin operasyonlarının zamanı şimdi mi? Yoksa önceden planlı mıydı?’ diye merakla soruyor…

Tabii bunun yanıtını ancak polis yetkilileri ile onlara talimat verenler bilir.

Ben de bir sözcük ile yanıtlayayım:

‘Perdeleme!’

Spor muhabirliğinden geldiğimden aklıma bu sözcük takıldı.

Ama gerçekler kesinlikle saklanamaz, ama öyle, ama böyle….

Onu seven de var, bunu seven ve isteyen de…

Biz yine de ‘Cambaza bakmaya’ devam edelim…

Kimsenin canı sıkılmaz böylece…

 

*- TÜRKİYE ‘AZİL’ SİSTEMİ

Hep can sıkıcı haberlerle karşınıza gelecek değilim.

Bakın yine onlarca değil, yüzlerce insanımızı ilgilendiren, yarın belki size de lazım olacak bir gelişmeyi, tapuda sessiz ama çok kritik bir eşik aşıldığını’ anlatayım…

Şunu da ilave edeyim:

“Gözden kaçıran yarın mutlaka ‘keşke bilseydim!’ diyebilir.

Tapu işlemlerinde vekalet, artık ‘tek taraflı bir iradeyle’ durdurulabiliyor. Yani bugün itibarıyla şunu bilmek zorundasın:

Birine taşınmaz satışı için verdiğin vekaleti geri almak için;

Karşı tarafın ‘rızasına, imzasına,  onayına’ artık ihtiyacın yok.

Devreye giren sistemin adı:

Türkiye Azil Sistemi!

Bu sistemle birlikte:

Azil işlemi yapıldığı an;

Türkiye’deki tüm tapu müdürlükleri bunu eş zamanlı görüyor.

“Ben bilmiyordum”, “Başka müdürlükten işlem yapılmış” dönemi kapanıyor…

 

*- ANINDA İPTAL

1 Ocak 2023 sonrası verilen vekâletler, “Webtapu üzerinden”Tapu müdürlüğünden anında iptal edilebiliyor.

1 Ocak 2023 öncesi vekâletler; Tapu müdürlüğüne gidilerek azlediliyor. Hem fiziki sicil hem elektronik sistem birlikte kontrol ediliyor.

e-Devlet tarafında ise tablo net: Kime vekalet vermişsin? Satış yetkisi var mı?, Süreli mi süresiz mi? Hâlâ geçerli mi?

Hepsi tek ekranda…

Geçerli olmadığını gördüğün vekaleti, belirttiğim gibi, webtapu üzerinden tek hamlede düşürebiliyorsun.

Bu neden önemli?

Çünkü gayrimenkulde en büyük risklerden biri; unutulmuş, eski, kontrol edilmeyen vekâletlerdir.

Peki bu sistem ne yapabilecek?

Bu sistem büyük ölçüde,  Sahteciliği zorlaştırır,  Hak kaybını azaltır, Malik lehine güvenliği artırır,  İşlemi hızlandırır, “Sonradan fark ettim” devrini bitirir, demesem de iyice azaltır…

Çünkü sahtekar ve dolandırıcılar da hep Şeytanlık peşinde, İblistirler…

Şunu da anımsatayım:

TBK 512 ye göre vekâlet karşı tarafın onayı olmadan sone erdirilebilen bir sözleşme türüdür.

Tapudaki işlem yapılırken; Webtapu vekâletin Noter, Tarih, Yevmiye bilgilerini TNB den sorguluyor.

Bu bahsettiğim uygulama, gene de umut vaad eden bir uygulama olarak öne çıkıyor.

Çünkü çok kişi verdiği vekaleti de unutuyor, yaptığı sösleşme ve konuşmaları da…

Cehennem’in yollarının da iyi niyet taşları ile süslü olduğunu bilmemiz gerekiyor.

 

*- ORTAYA ÇIKAN

Yine, bazılarımız için ‘can sıkıcı’ bir haber…

Murat Küçük olayı, “Defter Tasdik Yağlaması!” olarak nitelendiriyor.

Murat Bey’in anlattıkları şöyle:

“Yılsonu geldi, yine muhasebeciyle tartışma mevsimi başladı.

Anonim şirketim için 21.800 TL, limited şirketim için 21.800 TL, şahıs şirketim için 15.000 TL defter tasdik ücreti istiyor.

Şimdiye kadar bu parayı, devlete ödenen bir para sanıyordum.

Meğer 1.500-2.000 TL civarı bir noter masrafı varmış üzeri yıllık kırtasiye gider vs. içinmiş…

Her ay ‘25.000 TL lira muhasebe ücretini niye veriyoruz=’ o zaman.

Yıl sonunda bir de kırtasiye parası alıyorsunuz.

Hem de bunu, ‘defter tasdik ücreti!’ adı altında…

Sanki ‘devlete ödüyormuşsun! Gibi, lanse ederek alıyorsun.

Bir memlekette herkes mi yolunda olur ya?”

Sorsanız, ‘Biz taş mı yiyeceğiz?’ diyecekleri kesin gibi…

Anladığım şu;

Hiç kimse, kime ne kadar, neden ödeme yaptığını bilmiyor…

‘Ödemem lazım!’ diye düşünüyor…

Yani para vermeye alışmışız, bu ortaya çıkıyor…

 

*- LÜTFEN YÜRÜYÜN!

Enver Kaya İzmirli yürüyüşçü…

Yani doğasever…

Şimdi de ‘heykeltıraşlığa’ merak sardı, Sözcü Gazetesi’nin önceki Sorumlu Yazıişleri Müdürü…

‘İfrat ile tefrit’ arasında gidip geliyor…

İfrat ve Tefrit, aşırılık ve eksiklik anlamına gelen iki terimdir:

İfrat: Herhangi bir konuda aşırıya gitmek, ölçüyü aşmak veya gereğinden fazla davranmak, demektir.

Tefrit: İfratın zıttı olarak, bir konuda geri kalmak, yeterli ölçüde olmamak veya ihmal etmek, anlamına gelir.

Bu iki terim, dengeli bir davranışın önemini vurgulamak için kullanılır; aşırılıklar her iki uçta da zararlıdır…

“İfrat ile tefrit’ demem, bazen ipin ucunu karıştırmasından geliyor..

“Karşıyaka’dan Konak’a, Konaktan Eskizmir’e oradan İnciraltı ve tekrar Konak’a” yürünür mü?

Enver Kaya’nın yürüdüğünü ve bu kez ayakları ve özellikle dizlerinin ağrımaya başladığını öğrenince bunları yazdım.

İşte Enver Kaya bizlere de hep ‘Yürüyün!’ diyor…

Birkaç tane da ‘Hep yürüyen’ dostlarım var, onlardan da arada söz ediyorum, etmeye devam edeceğim…

Ben yürüme zorluğu çekiyorum ama yine de Enver Kaya gibi ‘Yürüyelim arkadaşlar!’ diyorum…

Konumuz yürümek!

 

*-

‘Lütfen Yürüyelim!’ diye seslenenlerin anlatımı şöyle:

“Her iki ayak bir arada; İnsan vücudundaki sinirlerin %50'si, damarların %50'si ve kan hacminin %50'si bunların içinden geçer.

Yaşlanma ayaklardan yukarı doğru başlar…

Ayaklar, vücudu birbirine bağlayan en geniş dolaşım ağına sahiptir. Bu yüzden her gün yürüyüş yapın…

Bacakların sağlıklı olması durumunda, kan akışı düzgün olur, dolayısıyla bacak kasları güçlü olan kişilerin, kalbi de kesinlikle güçlü olacaktır.

Fakat burada açıklamak zorunayım;

Hep aynı şeyi söyleriz. Birbirimize;

‘Yürümeyi ihmal etme!’ az önce yazdığım gibi…

Fakat; doktorunuza danışmadan, arkadaş ya da dost tavsiyesi önemli değildir.

Mutlaka doktorunuz söylemeli…

Şimdiki aile hekimleri ya da bir uzman hekim…

Çünkü; merdiven çıkmaktan tutun da, inmeye, hatta nefes almaya kadar çok önemli ve hayati noktaları da vardır yürümenin…

Bazılarımız için yürümek ‘yasak!’ demektir, bunu bilenlerin sayısı da çok azdır.

Neyse ben şimdi de yaşlılardan söz edeyim:

Yaşlandıkça, gençliğimizin aksine, beyin ve bacaklar arasındaki komutların iletilme hızı ve doğruluğu azalır.

Ayrıca kalsiyum (kemik gübresi) adı verilen mineral de zamanla kaybolduğu için yaşlılarda kemik kırıklarına yatkınlık oluşur.

Yaşlılarda kemik kırıkları, özellikle beyin trombozu gibi ölümcül hastalıklara yol açabilen bir dizi komplikasyona kolaylıkla neden olabilir.

Yaşlı hastaların %15'inin kalça kırığı nedeniyle bir yıl içinde öldüğünü biliyor muydunuz?

 

*- 60’NDAN SONRA BİLE

‘Her gün mola vermeden yürü!’ diyenlere kulak verelim.

60 yaşından sonra bile bacaklarınızı çalıştırmak için asla geç değildir.

Ayaklarımız zamanla yaşlansa da, ayaklarınızı egzersiz yaptırmak hayat boyu süren bir çabadır.

‘Yaşına göre 6.000 ila 10.000 adım at!’ demek kolay, yürüme engelli ya da ‘tembellere’ anlatalım bakalım ne diyecekler?

Sadece bacakların düzenli olarak güçlendirilmesiyle yaşlanmanın daha da ilerlemesi önlenebilir veya azaltılabilir.

‘365 gün yürüyüş!’ diyenler devam ediyor:

Bacaklarınızın yeterli egzersizi yapması ve bacak kaslarınızın sağlığını korumak için lütfen her gün en az 30-40 dakika yürüyüş yapın.

Herkes her geçen gün yaşlanıyor…

 

*- YELPAZE GENİŞ

Bir de ‘yaş grubunu’ ele almışlar.

Örneğin; Yaş grubu 40-90 olanlar için yazılanlar:

Kontrol edilebilirler; 1- Kan basıncı, 2- Glikoz, 3- Trigliseridler, 4- Kolesterol.

Azaltılabilirler; 1- Tuz, 2- Şeker, 3- Beyaz un, 4. İşlenmiş gıdalar…

Gereksinimler; 1- Sebzeler, 2- Baklagiller, 3-Fasulye, 4- Beyinler, 5- Yumurta, 6- Yağlar gibi…(Zeytinyağı veya Hindistan cevizi yağı), 7- Ceviz

8- Meyveler…

Unutulacaklar; 1- Yaşınız, 2- Geçmişiniz, 3- Sorunlarınız

Temel Bilgiler; 1- Arkadaşlarınız, 2- Olumlu düşünceler, 3- Temiz bir ev…

Her zamankiler; 1- Mutluluk, gülümsemeler ve kahkahalar…2- Kısa süreli de olsa fiziksel aktivite, 3- Zaman zaman kilo kontrolü…

Beklememeniz Gereken 6 Şey; 1- Daha sonra su içmek için susamayı beklemeyin. 2- Daha geç yatmak için uykunuzun gelmesini beklemeyin. 3- Daha sonra dinlenmek için yorulmayı beklemeyin. 4- Daha sonra tıbbi test yaptırmak için hastalanmayı beklemeyin. 5- Birine "Seni seviyorum" demek için daha sonraya kalmayın. 6- Birinin veya bir şeyin özgüveninizi olumsuz etkilemesini beklemeyin.

Sağlıklı ve formda olun!,,,

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği