APTAL OLMA AMA APTAL GİBİ CESUR OL!
*- ADIM ATILMIYOR Asker arkadaşım usta gazeteci İbrahim Irmak yıllarını verdiği ulusal gazete daha doğrusu medya grubundan emekli olduktan sonra, işini kendi yerel gazete ve internet sitesinde sürdürüyor.
Çevreci İbrahim Irmak, “Yağmur değil, kentleri felakete insan kararları sürüklüyor: Belediye başkanları eserlerinizle övünün!..” diyor.
Nedense Başkanlar alt yapı için adım atmıyorlar, bunu kendilerinin aleyhine görüyorlar.
Aslında bir öncekinden başlayarak ne kadar havalı başkan ve yardımcıları varsa hepsini sıraya dizip, kent halkı adına hesap sorulmalıdır.
Neyse İbrahim’in yazısını okumaya devam edelim:
“Selin, çöken yolların ve yıkımın nedeni doğa değil; mühendisliği, şehir planlamasını ve bilimi görmezden gelen yönetim anlayışıdır.
Kentler pilavla değil, planla yönetilir.
Aksi halde her yağmur, bir sonraki felaketin fragmanıdır.”
Bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Foça’dan söz verdi:
“Nerelerde sel suları yüzünden sıkıntı yaşandığını tespit ettik. İki üç yıl içinde sorunu çözeceğiz…”
Kabul..
Ama ya söz tutulmazsa?
Bunun hesabı nasıl sorulacak?
*- ACABA?
Gazeteci İbrahim Irmak önemli bir konuya parantez açıyor.
Önerisi var…
Birlikte okuyalım, bakalım parti genel merkezleri ya da liderler ne diyecek?
Ben İbrahim’e katılmıyorum.
Önce biz kendi mesleğimizdeki parazitleri, çürükleri temizleyelim, sonra bu konuyu ele alalım, diyorum…
Yani bu duaya amin demiyorum..
İbrahim’i yine de dinleyelim:
“İŞ insanı aday oluyor, belediye başkanı seçiliyor.
Avukat aday oluyor, seçiliyor.
Öğretmen, doktor, esnaf… Oluyor da oluyor.
Kısacası; bu ülkede her meslekten herkes belediye başkanı olabiliyor.
Yasal mı? Evet.
Meşru mu? Evet.
Peki doğru mu? İşte orası tartışmalı.
Benim cevabım net:
Kentleri yönetecek olanların mesleği rastgele olamaz.
Çünkü belediyecilik, yalnızca koltukta oturmak değil; altyapı, zemin, yol, su, drenaj, planlama ve risk yönetimi demektir.
Yani işin özü mühendisliktir, hatta daha da ötesi şehir planlamasıdır.
Bana sorarsanız;
Bir kenti yönetecek en doğru meslek grubu şehir plancılarıdır.
Çünkü onlar kenti pilav gibi değil, planla pişirir.
Günü kurtarmaz, geleceği kurar…”
*- İZMİR BOĞULUYOR
İbrahim Irmak devam ediyor:
“Bu satırları yazarken İzmir’de yağmur yağıyor.
Ama yağmur dediğin bereket değildir artık.
Yağmur yağıyor, sel oluyor.
Sel oluyor, önüne ne gelirse söküp götürüyor.
Sokaklar nehir, kaldırımlar tuzak, yollar çukur.
Maddi yıkım bir yana, insanın içi acıyor.
Ve insan kendine sormadan edemiyor:
* Şu yollar düzgün yapılamaz mıydı?
* Kaldırımlar neden yamuk yumuk?
* Şehir daha sağlam zeminlere kurulamaz mıydı?
* Yeni yerleşimler neden riskli alanlara açıldı?
Her gün bu kentin sokaklarında yürüyorum.
Ve her gün mühendislikten, şehircilikten, akıldan uzak uygulamaları görüyorum.
50 yıldır İzmir’de gazetecilik yapan,
10’dan fazla büyükşehir, 300’den fazla ilçe belediye başkanının icraatını izleyen biri olarak söylüyorum:
‘İçimden haykırdığım ama yazarken kendimi frenlediğim çok şey var.
Bu kent artık hakkıyla hizmet edecek, liyakatli yöneticiler istiyor.’
*- BU FELAKETLER KADER DEĞİL
Jeoloji Mühendisleri Odası çok net konuşuyor:
“Doğa olayları kader değil, bilimsizliğin sonucudur.”
Son haftalarda yaşanan tablo ortada.
Antalya’da 40 günde bir yıllık yağış. Aydın, Manisa, Muğla’da heyelanlar.
İzmir’de sel, Edirne’de tarım alanları sular altında.
Ama suçu sadece “aşırı yağışa” atmak, sorumluluktan kaçmaktır.
Asıl sorun nerede?
* Dere yataklarını betonla boğduk.
* Havzaları planlamadık.
* Zemini yok saydık.
* Drenajı ihmal ettik.
* Bilimi imza seviyesine düşürdük.
Sonuç? Caddeler nehir, evler riskli, şehirler savunmasız.
*-BİLİM OLMADAN, BELEDİYE OLMAZ
Jeoloji mühendisliği bir formalite değildir.
Zemin etüdü bir kağıt parçası değildir.
Mikro bölgeleme ‘olsa da olur’ değildir.
Afetle mücadele, masa başında değil, yerinde doğru araştırma, uygulama ve denetimle yapılır.
Havza bazlı planlama yoksa, şehircilik yoktur.
Bilimi dışlayan her plan, gelecekteki felaketlerin davetiyesidir.
Artık şu gerçeği kabul edelim:
Doğa sadece işini yapıyor.
Felaketi yaratan, bilimi yok sayan insan kararlarıdır.
Bu yüzden diyorum ki; belediye başkanlığı herkesin hayali olabilir
Ama kentler herkesin deneme alanı değildir.
Bu şehirler, liyakat ister, bilim ister, mühendislik ister, plan ister.
Ve İzmir, artık bunu beklemekten yoruldu.”
Sevgili İbrahim’in bu yazısından, belediyenin danışmanlarının da, her şeye ‘istemezük’ diyen sivil toplum uzmanlarından da İzmir’e bir hayır gelmediği ortaya çıkıyor.
Ya da belediye başkanı kimseyi dinlemiyor, birileri ile gününü gün ediyor.
*- YALAN HABERLER
Oxford Üniversitesi’nin araştırmasında en fazla uydurma habere Türkiye’de rastlandığı ortaya çıktı.
Türkiye’den katılımcıların yüzde 49’u ‘siyasi veya ticari sebeplerle tamamen uydurma haberler’le karşılaştığını söyledi.
Türkiye’de haberlere güven oranı da düşmeye devam etti.
Araştırmaya katılanların sadece yüzde 38’i haberlere güvendiğini belirtti.
Türkiye’deki baskı ortamı da rapora yansıdı.
Katılımcıların yüzde 65’i ‘yetkililerle sorun yaşamamak için internette siyasi görüşlerini açıkça ifade etme konusunda dikkatli düşündüğünü’ söyledi.
Türkiye bu alanda da 37 ülke içinde en üst sırada yer aldı.
*- MAĞARADA 9 SAAT
İzmir’in Selçuk ilçesindeki Sütini Mağarası’nda düzenlenen eğitim etkinliği sırasında yaklaşık 5 metre yükseklikten düşerek yaralanan 26 yaşındaki üniversite öğrencisi, 9 saat süren zorlu çalışmanın ardından kurtarıldı.
İzmir İtfaiyesi, AFAD, jandarma ve Mağaracılık Federasyonu’na bağlı kurtarma ekiplerinin koordineli müdahalesiyle bulunduğu yerden çıkarılan öğrenci, hastaneye sevk edildi.
İzmir’in Selçuk ilçesi Şirince yolu üzerindeki Sütini Mağarası’nda Ege Üniversitesi Mağara Araştırma Topluluğu (EMAK) tarafından mağarada eğitim ve keşif amaçlı etkinlik düzenlendi.
Yaklaşık 40 öğrencinin katıldığı etkinlikte, mağara içerisindeki dikey bir geçişte dengesini kaybeden 26 yaşındaki erkek öğrenci yaklaşık 5 metre yükseklikten düşerek yaralandı.
Saat 03.30 sıralarında dar ve ulaşımı güç bir noktada mahsur kalan genç için ekiplerden yardım istendi.
İhbar üzerine bölgeye İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ekipleri, AFAD, jandarma, sağlık ekipleri sevk edilirken Mağaracılık Federasyonu kurtarma ekipleri de olay yerine geldi. Mağaranın dar yapısı nedeniyle ekipler yaralıya ulaşmakta güçlük yaşadı.
Yapılan teknik çalışma kapsamında iple erişilen yaralı, mahsur kaldığı nokta kontrollü şekilde genişletildikten sonra sedyeyle çıkarıldı.
Yaklaşık 9 saat süren operasyonun ardından bilincinin kapalı olduğu öğrenilen yaralı, 112 Acil Sağlık ekiplerine teslim edilerek hastaneye sevk edildi.
*- ŞEHİTLERİN İSİMLERİ ÜSTGEÇİTLERDE
İzmir Büyükşehir Belediyesi, şehitlerin isimlerini kent hafızasında yaşatma geleneğini sürdürüyor.
Şehit ailelerinin talebi üzerine Karataş Üst Geçidi’ne Şehit Hava Pilot
Teğmen Yalçın Akyıldız’ın, Naldöken’de Anadolu Caddesi üzerindeki üst geçide ise Şehit Piyade Er Eren Taşkın’ın adı verildi.
Şehit aileleri ve gazileri hiçbir zaman yalnız bırakmayan ve ihtiyaç duydukları her an yanlarında olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, şehitlerin isimlerini kentte yaşatıyor.
Şehit ailelerinden gelen taleplerin İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde oy birliğiyle kabul edilmesinin ardından Karataş ve Naldöken’deki üst geçitler artık şehitlerin adıyla anılacak. Karataş Üst Geçidi’ne Şehit Hava Pilot Teğmen Yalçın Akyıldız’ın, Anadolu Caddesi üzerinde Naldöken’de bulunan üst geçide ise Şehit Piyade Er Eren Taşkın’ın adı verildi.
İzmirliler bu hareketin Ankara’da bazılarına mesaj niteliğinde olduğunu belirttiler.
Şehidine sahip çıkan bir millet, geleceğine de sahip çıkar, denildi.
*- ÖNEMLİ OLAN TAKİPÇİLİKTİR
Avukat Dr. Ceyda Cimilli Akaydın ‘Tüketicinin korunmasını’ ele almış.
“Pratik çalışama konusu eksiği çekmiyoruz maşallah. Buradan 3 alanlık çalışma çıkar. Çıkar da aldıran olur mu?” diye soruyor, bu yazdıklarına yine kendisi yanıt veriyor:
“O ayrı soru tabii.
Belki hukuk sosyolojisi ve felsefesi açısından bir başlık daha açmak gerekir.’
Şimdi konuyu daha geniş şekilde ele alalım…
Sanıyorum çok kişinin umurunda değildir.
Ama hakkınızı aramanız için bazı konularda bilgi sahibi olmamız gerekiyor.
Bunun yanı sıra, takipçilik çok önemli…
Bu konuda iki örnek vereceğim…
Birincisi bir büyük firmayı daha satın alacağı belirtilen A101’in Urla Atatürk mahallesinde cadde üzerindeki mağazasından portakal, kağıt mendil, tuvalet kağıdı aldım.
Kasada 835 lira ödeme çıktı.
‘Bu çok fazla, bu aldıklarım bu kadar fiyat tutar mı?’ diye sordum.
Kasiyer, hiç cevap vermedi.
Kendisi indirimli olduğunu belirttiği havlu kağıt satmaya çalışıyordu, ayrıca.
Eve gittim, ödemeyi inceledim.
Bir dokuzyüz gram portakalın 600 küsur liraya geldiğini gördüm.
Kasiyer kız, bir dokuzyuz gram yerine 19 kilogram portakal yazmış…
Ertesi gün gittim, gösterdim…
‘Kusura bakmayın!’ denildi…
Ben de ‘Bu kaçıncı!’ dedim.
Hatırlarsanız daha önce bir iki kez daha böyle yanlışlıklara değinmiş ve mutlaka fişinizi kontrol edin, önerisinde bulunmuştum.
Aynı şekilde;
Yasa çıkmıştı, bankalar kredi kartına senelik üyelik ücreti alamaz, denilmişti.
Peki ne yapıyorlar…
Birinci ay yani Ocak da değil, ikinci ay Şubat ya da Mart ayında alışverişlerinize bin liradan az olmamak şartıyla ‘üyelik ücretini’ araya sıkıştırıyorlar.
Çoğunluğumuz ekstreleri incelemediğimiz için bu parayı ‘kuzu kuzu’ ödüyoruz.
Ama fark edip bankayı arayıp, bir yetkiliye ulaşınca ‘Bakayım!’ diyor, sonra da ‘Dört ay kartınızı ilave etmemeniz şartı ile bin küsur lirayı hesabınıza geri ödüyoruz!’ diyerek şikayeti kapatıyor.
Tartışmaya kapalı olan bu ‘üyelik ücreti’ binlerce insanımızdan sessizce araya sıkıştırılarak alınıyor.
Şikayet ettiğinizde de önemsenmiyor…
Yetkililer de, herhalde bu arada aldıkları yüksek maaşların hesaplarını yapıyorlardır.
Şimdi Avukat Dr. Ceyda Cimilli Akaydın’ın söylediklerini okuyalım:
*- PRATİK ÇALIŞMA!
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Kapsamında çıkartılan Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği, ‘Üretici veya ithalatçılar, ekli listede yer alan her mal grubu için belirtilen kullanım ömrü süresince, satış sonrası hizmetleri sağlamak üzere yine ekli listede tespit edilen yer, sayı ve özellikte yetkili servis istasyonunu, yeterli teknik kadroya sahip şekilde kurmak zorundadır’ düzenlemesini getirir.
Aynı yönetmelik ‘Üretici veya ithalatçılar, tüketicilerin talebi üzerine yedek parça satışından kaçınamazlar’ düzenlemesini de getirir.
Yine aynı yönetmelik eki gereği elektrikli süpürgeler 15.1.8 sınıfında olup kullanım ömürleri 10 yıl azami tamir süresi 20 gündür.
Tüketici Hukuku’nu ele alarak devam edelim:
‘Bir yıldan az bir süre önce satın almış olduğu süpürgenin BISSELL Homecare, Inc. üretici belgelerinde en geç 3 ayda bir değiştirilmesi gerektiği belirtilen filtresini 4 aydır bulamadığı için süpürgeyi kullanamayan hangi nedenlerle hangi yollara başvurabilir?’
Konuyu ilgili yönetmelik kapsamında ayıplı ürün ve ayıp kavramlarını, beklenen fayda kavramını ve satıcının, üreticinin ve ithalatçının yükümlülükleri açısından değerlendiriniz.
Önce Ticaret Hukuku’na göz atalım:
Aynı konuyu üretici şirketin Kalt Türkiye'deki ticari temsilcisi KALT Türkiye ile olan ilişkisini sözleşmesel yükümlülüğü ve özen yükümlülüğü açısından değerlendiriniz.
Aynı şekilde satıcıların (Karaca, Teknosa, MediaMarkt Turkey, vb) ithalatçı veya distribütör ile olan ilişkisi açısından konuyu değerlendiriniz.
Tabii bu arada İdare Hukuku da var!.
“Aynı yönetmelik ‘Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.’ düzenlemesi getirdiğine göre Bakanlık bu konuda ne yapmalıdır?”
T.C. Ticaret Bakanlığı internet ve yapay zeka ve (hala kullanan kaldıysa) kitap kullanımı serbesttir.
cevapların gerekçeli olması beklenmektedir…”
*- YÖNETİM KAFASI
Nasıl yorumlarsınız bilmiyorum.
Ama ben yine de Mustafa Akpınar’ın şu görüşünü paylaşmak istiyorum:
Söz Mustafa Akpınar’da:
“YÖNETİM KAFASI eksikse, hep eksiksin .
Dünya, çok düşünen zekiler tarafından değil; az düşünen ama hızlı hareket eden ‘Cahil Cesareti’ne sahip adamlar tarafından yönetilir.
O çok zeki, her detayı hesaplayan adamlar da günün sonunda o hızlı adamların şirketinde maaşlı eleman olarak çalışır.
Buna psikolojide ‘Analiz Felci’ (Analysis Paralysis) denir.
Sokaktaki adı ise:
‘Korkaklığın Takım Elbise Giymiş Halidir.
Zeki adam bir işe gireceği zaman logoyu düşünür, web sitesinin rengini düşünür, 3 yıl sonraki muhtemel krizi düşünür, vergi dilimini düşünür. Düşünür de düşünür...
Filozof olacak çünkü, düşünüyor.
Öyleyse var.
Masada kağıt üzerinde kusursuz bir imparatorluk kurar.
O sırada ‘Aptal’ dediğin adam, elindeki yarım yamalak, defolu ürünü alır, sokağa çıkar ve satmaya başlar.
Sen hala ‘Kusursuz planı’ yaparken, o adam piyasayı ele geçirmiş, parayı vurmuş ve ilk hatalarından dersini alıp ürünü çoktan düzeltmiştir. Mükemmel, iyinin ve hızın en büyük düşmanıdır.
Kusursuz anı bekleyen, mezarlıkta bekler.
Şimdi anlıyor musun?
*- NASIL BU KADAR ZENGİN?
Bu lavuk nasıl bu kadar zengin dediğin, lavuğun nasıl zengin olduğunu. Çünkü adam düşünmüyor, sadece yapıyor. ‘ Zeki adam birinden hoşlandığında o kişinin attığı mesajdaki ‘Noktayı", seçtiği kelimeyi, geçmişini, burcunu, gelecekteki uyumlarını beyninde 50 defa analiz eder.
Acaba doğru kişi mi?
Acaba şu an yazarsam zayıf mı görünürüm?" diye satranç oynar.
O sırada ne istediğini bilen, düz mantık bir adam/kadın gider,
‘Hadi kahve içelim’ der ve maçı alır.
Duygular matematik değildir.
Karşı taraf senin o devasa zekanı değil, senin o anki ÖZGÜVENİNİ VE NETLİĞİNİ satın alır.
Sen hesap yaparken, başkası eyleme geçer.
Sonra sen düşünürken o adam çıkardığı eylemin sesiyle seni uyandırır.
*- SOKAĞIN KANUNU
Park halindeki bir arabanın direksiyonunu çeviremezsin.
Araba hareket etmiyorsa, nereye gitmek istediğinin bir önemi yoktur.
Zeki insanlar önce direksiyonu kusursuz açıya getirip, sonra gaza basmak isterler.
Halbuki sokağın kanunu şudur:
Önce gaza bas, yolda direksiyonu toparlarsın.
Hızlı yapılan bir hata, yavaş yapılan bir doğrudan her zaman daha karlıdır.
Çünkü hız, sana MOMENTUM verir.
Çarpa çarpa doğru yolu bulursun.
Bir karar vermek için %100 emin olmayı bekliyorsan, çok geç kalmışsındır.
Fırsat uçmuştur.
Eğer elindeki veriler %70 oranında sana 'Yap’ diyorsa, geri kalan %30'luk belirsizliği GÖĞSÜNDE YUMUŞATACAKSIN. Anlatabiliyor muyum?
Okyanusa açılmadan yüzme öğrenemezsin.
Kıyıda durup dalga boyunu hesaplamayı bırak.
Atla şu suya.
Boğul gerekirse korkak olma.
Ölmezsen anlatacağın bir hikâyen çıkar.
Zaten durursan ölüsün.
Çok bilmek, bazen en büyük prangadır.
Zekan, seni korumak için sürekli sana bahaneler, riskler ve felaket senaryoları üretecek.
O sesi sustur.
Aptal olma ama APTAL GİBİ CESUR OL.









0 Yorum