Telefon
WhatsApp

Dingin suların koyu benekli yeşil müzisyenleri kurbağalar olmasaydı ne masallar ne de ders çıkarılsın diye anlatılagelenler tam olurdu. Derelerde görmeye alışkın olduğumuz kurbağaları çocuklukta, masalın birinde kurbağaya dönüşmüş prens olarak tanısak da ilk, oradaki kurbağa hepimiz için ola ola masal olmaktan öte gidemedi. Ama kurbağa ile akrep anlatısını duyduğumda oradaki kurbağa prense değil de iyi niyetli insanlara, akrep de her türlüsünden kötülük yapabilecek insanlara dönüştü gözümde. Ve bu hikâyenin yeri pek bir ayrı oldu belleğimde. Ders alabildik mi akrebin huyundan şaşmayacağı gerçeğinden tartışılır; ama yeri geldiğinde ders alınsın diye de hep anlattık.

 

Kurbağa ile akrebin öyküsü aslında üstü kapalı biçimde anlatılagelmiş biri parıldayan diğeri kararmış ruhların öyküsü idi; suların ve sıcak taş altlarının canlılarından ziyade. Hani ırmağın karşısına geçmek isteyen akrep bunu kendi başına yapamayacağından bir kenarda güneşlenen kurbağadan kendisini karşıya taşımasını ister. Kurbağa, yanaşmaz çünkü yükü, zehirli akreptir. “Sen akrepsin,  Akrepler sokar. Zehirler. Olmaz” der. Akrep de “ama sen bana iyilik yapıp, suyun öbür yanına geçireceksin. İyiliğe karşı kötülük olur mu hiç?” deyince kurbağa inanır. Akrebi sırtına alıp,  ırmağın öbür kıyısına taşır. Akrep tam kıyıya atlarken kurbağayı sokar. Sırtında akrebin iğnesinden boşalan zehirle kendini sırtından vurulmuş hisseden kurbağa, “hani sana iyilik edene kötülük etmeyecek, sokmayacaktın?” deyince akrep “ama ben akrebim. Huyum bu” demişmiş ya hani!

 

Apaçık ki iyilikten yanalar ile iyilikten çok uzak insanların yerine huyları onlara benzeyen başka canlılar koyulmuş bu öykünün aslında neyi ima ettiğini daha ilk dinlediğinizde kavrıyorsunuz. Hele de hayatı, akrep tarafından sokulmuş kurbağa gibi her iyilik ettiğinden her defasında kötülük görmüş olanlar, o kurbağada kendilerini bulmuşlardır mutlak.

 

Evet, fabllarda, fıkralarda, öykülerde huyu suyu birbirine benzemeyen onca insanın bambaşka canlılara benzetilerek resmedildiği bir gerçek. Öyle ki fareden aslana, ceylandan koyuna, yılandan sırtlana, keçiye. Arıdan, karıncadan ağustos böceğine kadar.

 

Yine de kötülük her zaman iyilik yapılanlardan yani akreplerden gelmez. Bazen en büyük kötülüğü kendimize kendimiz yaparız.  İnsanın egosu, hırsı, önce ben duygusu hatta dili akrebe dönüşebilir. Bu şaşmaz gerçek insanlar ile değil, başka bir canlı ile anlatılmıştı, malum; “bülbülün çektiği dilindendir” diyerek. Bu da şu demek; etrafında hiç akrep olmayan bir kurbağa olsanız bile bu kez de siz kendi kendinizin akrebine dönüşebilirsiniz. Buna ilişkin yakınlarda rastladığım, pek ama pek koca bir bilgeden derlenme anlatının kahramanı yine bir kurbağa.

 

Derenin sularında zıplayıp duran kurbağa, dere kenarında temizlenen, su içen güvercinler gibi uçmaya özenince güvercinlere onlar gibi uçmak istediğini söylemiş. Güvercinler, kurbağaya kanatlarının olmadığını hatırlatmışlar.  Kurbağa da “ben ağzımda bir dal parçası tutayım, siz de o dalın iki ucuna gaganız ile yapışın, beni gezdirin” demiş.  Kurbağanın ağzı ile tutunduğu dal parçasını iki yanından iki güvercin kavrarken geri kalan güvercinlerden biri, sakın ola ağzını açmaması, laf edip, konuşmaması konusunda kurbağayı uyarmış. Ardından başlamışlar havada süzülüp, gezmeye.

 

Derken bir kuş sürüsü ile karşılaşmışlar. Sürüdekiler kurbağayı gezdiren güvercin kümesine “bu da nedir?” diye sorunca güvercinler “kurbağayı gezdiriyoruz” demiş. Yanıtı duyan kuş sürüsü “aman, bu ne güzel akıl, kim akletti –akıl etti-  bunu?” diye sorunca kurbağa “ben” der demez…

 

Akrepler her yerde. Ceplere kadar Öyle ki yerine getirmesi gereken yükümlülüklerde bile cebinde akrep olanlara rastlamak pek sıradan, olağan şimdilerde!

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği